Episode Transcript
[00:00:00] Adım Eren, soyadım Atik, 32 yaşındayım. Rabi İsa Mesih'le tanışmam 2018'de oldu. Onun öncesinde Alevi bir ailenin çocuğuyken ben İslamiyet'i ve inancımızı araştırmak istedim o zaman. Yani tam olarak mezhepsel konular, tarihsel neler oldu, neler bitti, neden bu ayrımlar var diye düşünürken Bunun içerisinde buldum kendimi. Çok araştırdım, çok sorguladım. Ve daha sonrasında Alevîli'ye yakın bir inancı benimsedim. Aslında düşünce aynıydı temelde ama tabi ki ibadet biçimleri farklıydı. Ben bunu tercih etmem. 2012 yılıydı. O zaman onunla ilgili çok şey okudum, çok şey araştırdım ve kabul ettim. O inancı benimsedim.
[00:00:54] Namaz kılıyordum, camiye gidiyordum. Hatta buradan İran'a gitmişliğim de var. 2018'de şöyle bir olay geçti başımdan. 2018'in Kasım'ında üniversiteyi bitirip askere gitmek istiyordum ben. Dedim en azından kısa dönem askerliğimi yapayım, geleyim ve kısa zaman içerisinde hemen kendi hayatımı kurayım diye düşünüyordum.
[00:01:20] Aynı zamanda 2 yıl üniversite okumuştum ben Çanakkale'de. Bunun DGS yapıp 4'ü tamamlamak istiyordum. Açık öğretimden ben aynı zamanda hem okuyorken hem de çalışıyordum. Tam 4'ü tamamladım. Askerlik başvurusu için, askerlik, asker alma işlemleri için büroya gittiğimde İstanbul'da. Başvurumu yaptım, dedim kısa dönem gider yapar gelirim. Ama tabii ki de hiç böyle aklımda şey yoktu. Yani askerlik korkusu, işte orada ne yaşayacağım, ne bitecek falan tarzı hiçbir düşünce beni hiç sarmadı. Ne zaman ki ben şöyle bir düşünceye daldım, dedim ki acaba nasıl bir yer? Bir bakayım insanların yorumlarına acaba ne konuşuyorlar? Neler yaşamışlar? Merak ettim. Sonra ekşi sözlüğe girdim. İnsanların paylaşımlarına baktım. Neler konuşuyorlar? Neler anlatıyorlar? Hiç kimse iyi bir şey yazmamış. Ve yazdıkları şeyleri de şu an anlayabiliyorum. Çok böyle abartı abartı yazmışlar. Ama o zaman benim üzerime orada yaşayacağım şeyler bana korku vermeye başladı. bir korku çökmeye başladı ve bu korku beni sardı ve beni çok kötü etti. Her okudukça böyle daha böyle sanki acıdan keyif alan insanlar var ya aynı onun gibi okudukça böyle daha bir üzerime karamsarlık çöküyor, daha böyle daha kötü hissediyorum kendimi. Ve bu bir zaman sonra yaklaşık belki bir iki hafta içerisinde benim üzerime inanılmaz bir korku vermeye başladı. Yani benim için oraya gitmek imkansızlaştığı gibi bir şey oldu.
[00:03:00] Hani mesela şöyle bir şey düşünebilirsiniz benim için. Bir bina var. İşte bir arkadaşım benden önce o binaya gitmiş. Ve gelip bana diyor ki o bina çok soğuk. Yani eksi 200'de. Ama ben oraya o zamanki düşüncede orayı oraya bırakmadım. Yani orayı yaşamayı, o anlık yaşamayı oraya bırakmadım. Buradayı düşünmeye ve burada yaşamaya başladım.
[00:03:27] Ve başıma bu gelecek, şu olacak. Kesin bana şunu yapacaklar. Ve kötü hissetmeye başladım. Geceleri uyuyamıyordum. Yani kötü hissediyorum kendimi. Hiç olmayan şeyler olmaya başladı. Rüyalarımda böyle çatışmanın ortasındayım. Silah sesleri. Hiç bununla ilgili geçmişimde bu tarz böyle silah şeyleri falan bir fobi falan yok hayatımda. Ama Korku benim üzerimde böyle bir egemenlik kurmaya başladı ve beni yönetmeye başladı bu korku. Yani ben kendimi yönetemiyordum, düşüncelerimi kontrol edemiyordum. Ve duş almamaya başladım en basitinden. Yani bir psikolojik bozukluk başladı bende. Duş almıyordum, kıyafetlerimi değiştirmiyordum. Aynı şeyleri giyiyordum sürekli. Saçım sakalım birbirine karışmıştı. Ve Bir saniye bile olsa gün içerisinde farklı bir şey düşünmüyordum. Hep aynı şeyler üzerinde düşündükçe, düşündükçe, düşündükçe kendimi bilinmez bir karanlığın içerisine sürüklüyordum. Yani çok kötüydü benim için. Yani arkadaşlarımla oturmak, konuşmak, onlara bu konuyla ilgili danışmak, ne yaşadıklarını bilmek, bunlarla ilgili olan hayat tecrübeleri, yani daha doğrusu oradaki tecrübeleri, askerlikle ilgili tecrübelerini dinlemenin bana iyi olacağını düşünüyordum.
[00:04:50] Evet, o an iyi geliyordu. Oturuyorduk, konuşuyorduk. Bana çok iyi geliyordu. Ama ben ne zamanki eve gidip tek başıma kalsam, o düşünceler tekrar başlıyordu ve tekrar beni yiyordu ve bitiriyordu. Ben bu zaman zarfında sigara, alkol, bu gibi şeyler tüketmeye ve kendimi rahatlatmaya başlıyordum. Ben diyorum ki içeyim içeyim beni rahatlatsın. Yoksa ben derim bu düşünceler beni Kendimi kötü hissediyordum. Bakıyordum, içiyordum, bana iyi geliyordu. Aslında o kadar korkulacak bir şey yokmuş gibi kendimi iyi hissediyordum. Ama sabah kalkınca daha böyle bir bunalım, daha kötü birleşme durumu. Ben en son anladım ki bu benim işin içinden çıkamayacağım, yapamayacağım bir şey. Bir arkadaşım vardı adı Enes. Dedim ki Enes böyleyken böyle, ben böyle şeyler yaşıyorum.
[00:05:42] Ama şimdi mesela burada bu videoda anlatamıyorum ama çok böyle aşırı şeyler. Onları paylaşamıyorum sizinle. Çok kötü durumlar, psikolojik şeyler. Onu onunla paylaştım. O da dedi ki benimle rahat ol, rahat konuş. Ne yaşıyorsan, ne düşünüyorsan bana söyle dedi. Ben ona da aslında her şeyi söyleyemedim. Yani biraz üstü kapalı anlattım. O da dedi ki tamam dedi. O da daha öncesinde bir psikolojik sorunlar yaşamış. Doktor tavsiye etti. Beraber gidelim dedi. Otobüse bindik. Şeyin yolunu tuttuk. İstanbul'da Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi. Oraya gittik. Oranın bahçesine girdik. Orada bir tane düşünen heykel var. Ben ilk defa gitmiştim oraya. Böyle duruyor. Ben onu görünce daha da kötü hissettim. Dedim hani ben delirdim mi? Benim ne işim var burada? Hayatım boyunca ben buraya düşecek adam mıydım dedim. Kendimi çok inanılmaz kötü hissettim. Dedim bana ne oluyor?
[00:06:42] Daha sonrasında doktor randevusu almıştık. Arkadaşım dedi ki doktorun yanına gir, bütün olayları çıplaklığıyla anlat. Bak ne yaşıyorsan anlat dedi. Bana söyleyemediğin şeyler var, onları o doktora kesin anlat ama dedi. Ben de tamam dedim. Girdim anlattım. Sonra beraber işte doktor bir şeyler yazdı. Dedi ki bunu eczaneye versen ilacını verecek. Gittik aldık eczaneden ilacı. Miligramını hatırlamıyorum. Bana bir antidepresan yazdı. Arkadaşım dedi, ''Sen ne anlattın içeride?'' dedi. Dedim, ''Niye öyle diyorsun? Ne oldu ki? Bir şey mi oldu?'' dedim. Dedi, ''Eren bunun miligramı çok yüksek. Sen gerçekten o kadar kötü müsün?'' dedi. Dedim, ''Evet, çok kötüyüm.'' dedim. ''Sana anlatamadığım şeyler var. Onları doktora paylaşınca demek ki herhalde durumun kötü olduğunu anladı.'' dedim.
[00:07:33] O yüzden yazdı herhalde. Ben daha önce antidepresan kullanmadığım için. Ben antidepresanı içtim daha kötü oldum. Yani ilk başta herhalde ilacın bir şey olma süreci varmış. İçince daha kötü olunca direkt attım ilacı. Dedim ben bunu içmem. Çok kötü etti yani. Sonra ilacı kullanmadım. Daha sonrasında bu yine böyle kötü düşünceler, intihar etme düşünceleri geliyordu. Yani düşüncelerimi. Ne yapsam diyordum. Kendime bir şeyler yapmalıyım yani.
[00:08:04] Bir yerlerimi mi kessem? Bir yerden mi atlasam? Bu gibi düşünceler çok sarıyordu beni. Metin diye benim bir arkadaşım vardı. Bir gün beni davet etti. Eniştesinin vaftizinden bahsetti. Ama kendisi imanlı değil Metin. Sadece işte evde yalnız kalmayayım diye. Onu aramıştım. O da beni davet etti. Gel dedi eniştem vaftiz olacak. Kiliseye gideceğiz. Sen de katıl. Eniştesi de yanlış hatırlamıyorsam imam olması lazımdı. Koyu bir inançlı bir insan o da. Kur'an'ı bilen bir insan. Mesih İsa'yı kabul ettiğini ve tövbe ettiğini söylediler bana. Metin öyle söylemişti çünkü. Beni de davet ettiklerinde ben de normalde hani beni bir kiliseye çağırsalar ya da bir sinegoka gitmezdim. Çünkü zaten inançlı bir insandım.
[00:08:52] Müslümandım yani. İbadetlerimi, oruçlarımı yerine getiriyordum. Ama Rabb beni kendisine çağıracak ya, işte beni kendisine çağıracak o durumda çağırdığı için, ben de o zaman ruh sağlığım yerinde olmadığı için tabii ki kabul ettim. Kafam dağılır diye gittim. Hani gideyim İsa Mesih'i öğreneyim, kutsal kitabı öğreneyim diye değil. Derim kafam dağılır diye peşlerine takıldım. O gün eniştesi Sacit abinin yanında üç kardeş daha iman edip, tövbe edip, baftiz olacaktı.
[00:09:22] O gün orada ayak yıkayan imanlılar gördüm. Ayak yıkıyorlardı. Kendisi iman etmiş ama yeni iman edecek kişilerin ayaklarını yıkıyorlardı vaftiz öncesi. Ben onu algılayamadım. O an anlayamadım ne olduğunu. Daha sonra vaftiz ettiler o kişileri. O gün orada yapılan o vaftiz bana biraz saçma geldi. Ne olduğunu bilmediğim için. Şimdi bir Müslüman bilmez bunun ne olduğunu tam anlamıyla. O yüzden bana saçma geldi. O gün çok ilgilenmedim o durumlarla. Ertesi gün Metin yine beni çağırdı ve Dedi ki arkadaşlarla beraber oturuyoruz, bizim arkadaşlarımız, çocukluk arkadaşlarımız. İki tane kilise önderi var, yani o gün orada bulunan kilise önderleri. Geldiler, burada sohbet ediyoruz, sen de gel katıl diye. Çay falan içiyoruz, sen de sohbet edersin falan diye. Ben de dedim gideyim, evde duracağım. Gittim katıldım, böyle bir masa vardı büyük, bir kafede oturuyordum.
[00:10:25] Pastörlerden bir tanesi işte İsa Mesih'ten bahsediyordu. İsa'dan, Musa'dan bahsediyordu. Ben de çok böyle oralı olmadım. Zaten ne anlatayım? Zaten ben yeteri kadar okumuşum yani biliyorum. Çok kibirli görmüyorum kendimi de orada şey demeye çalışıyorum. Zaten yol biliyoruz, erken biliyoruz yani. Ne dinleyeceğim diye dalmıştım böyle. Farklı şeyler düşünüyordum. Orada benim o ruh halim O iki önderin dikkatini çekmiş. O da herkes işte orada onları dinlerken ben dinlemiyordum. Bana dediler ki kardeşim senin bir sıkıntın falan mı var? Bir durum mu yaşıyorsun? Bir ruhsal bir problemin mi var diye. Ben de dedim ki bu özel bir durum. Hani şu an dedim herkesin içinde anlatamam. Dedi özel anlatabilirsin. Beni çektiler köşeye. Yaklaşık bir yarım saat kırk dakika anlattım. Bunları bunları yaşıyorum diye.
[00:11:21] Bana şöyle bir cümle kurdular. Ben de hayatım boyunca böyle bir şey duymadım. Yani ruhsal bir yaşamın var olduğundan, ruhsallığın var olduğundan hiç böyle duymadığım için orada duyunca dikkatimi çekti ilk defa. Dedi ki ruhsal dünya gerçek dedi. Kardeşim öncelikle bunu bil dediler.
[00:11:40] Senin yaşadığın şeyler ruhsal problemler ve dediler yani bu korkuyu yaşıyorsan iblisin senin üzerinde inanılmaz büyük bir baskısı var ve bunun kırılması gerek. Biz bunun için istersen senin için dua ederiz. Askerlik yerin içinde dua ederiz falan diye dua ettiler. Edeceklerdi. Teklif ettiler bu konuda. Ben de tamam dedim. Olur. Kabul ettim. Şimdi Müslüman aleminde insanlar dua ederken kimse kimseye el koyup böyle dua etmez. Yani herkes bireysel ibadet, ibadetini ederken ellerini açar ve çıkar giderler. Birisi elimi sırtıma koydu. Birisi başıma koydu böyle. Ben anlayamadım dedim. Ne yapıyorlar yani? Böyle biri başıma koydu elimi, biri sırtıma koydu. Yani omuzlarıma doğru daha doğrusu. Dediler ki gözlerini kapat, senin için dua edeceğiz falan diye. Tamam dedim ben de. Gözlerimi kapattım. Dua etmeye başladılar. Baba işte senin bu çocuğun, bu da senin ellerin neseri. Onun için dua ediyoruz, gel ona esenliğinle. Başladılar böyle iyi olmam için. Yani Tanrı'yla bir yakın ilişki, sanki böyle arkadaşıyla konuşuyormuş gibi, arada bir mesafe yokmuş gibi çok yakın bir ilişkiyle Dua etmeye başladılar ve bu benim içime böyle bilmediğim, hiç böyle daha önce tecrübe etmediğim bir şey verdi. Böyle mentol ferahlığı mı diyeyim. Böyle bir esenlikmiş o. Adını bilmediğim bir şey. İçime bir huzur kapladı. Ve dua bitti. Ben gözlerimi açtım.
[00:13:17] Bir diğer pastöre bakıyorum, bir sonrakine bakıyorum. Yüzüme böyle anlamını bilmediğim tebessüm aldı. Yani bir güldüm böyle. Bu neydi ya şimdi dedim böyle. Dedi ki Kusavro seni ziyaret etti. İyi misin şu an? Dedim hiç olmadığım kadar iyiyim dedim yani şu an. Bana dedim çok iyi geldi dedim ya. Şu an tarif edemiyorum. İçime böyle bir sevinç katladı. Nereden ve kimden olduğunu da bilmediğim bir şey.
[00:13:46] İçim böyle bir huzurla doldu. Daha sonrasında dediler askerliği nerede yapmak istiyorsun? O düşünceler de gitmişti bu arada. Hani beni yoran, üzerime gelen o korkulu düşünceler gitmişti. Orada Mesih İsa'nın adıyla dua etmişlerdi. Çünkü daha sonrasında ben bunu anladım. Dediler askerliği nerede yapmak istiyorsun? Ben dedim ki gideceğimiz yere sipariş mi veriyoruz? Yani böyle bir dua şekli yok yani dedim. Dediler sen söyle, Rab iyidir dediler.
[00:14:15] Şimdi Rab iyidir dediklerinde ben o zamana kadar Allah iyidir ya da Tanrı iyidir diye bir söz hayatımda duymadım. Şimdi onların orada Rab iyidir demeleri gerçekten beni şey yaptı yani Tanrı'ya yaklaştırdı.
[00:14:34] Tanrı'ya yaklaştırdı ve bunu söylemeleri gerçekten benim orada Tanrı'dan tamamıyla şifa alacağımı düşündüm. Aslında ben bunu şimdi aklıma geldi de şimdi söyleyeyim. Bunu burada söylemeleri tam olayın başı neresi biliyor musunuz? İlk bana esenlik duası edecekleri zaman işte benim işte ilk orada Tanrı'ya aslında yaklaştığım bu duayı söylemişlerdi.
[00:14:57] Tanrı iyidir, Tanrı senin dualarına cevap verecektir. Yeter ki ona yaklaş. Rab iyidir dediklerinde ben gerçekten evet dedim ya Tanrı iyidir, Allah iyidir. Yani bana şifa verir, beni iyileştirir dedim. Sonra başladılar dua etmeye. Orada esenlik duasını aldım. Ardından askerlik yeri için dua ettiler. Dediler işte gideceği yer şöyle olsun, deniz kenarı olsun. Çok rahat bir yer olsun. Ondan sonra yapacağı askerlik evi olsun gibi bir dua.
[00:15:26] 5 gün sonra bir açıklandı askerlik yerin Tekirdağ Şarköy.
[00:15:30] Sonra Tekirdaş, Denizli'nin dibi sıfır, askerlik şubesi. Zaten çok kolay bir yere gittim, devlet dairesi gibi bir yerde. Ama ben ne zaman ilk askerliğe gittiğimde Tanrı aslında bana güç vermişti, cesaret vermişti. Ve ilk gittiğim gün orada, o gece sevinç içerisindeydim. Hatta insanlar beni gördüğünde deli mi bu? Neye gülüyor? Millet ağlıyordu. Ben sevinç içinde baya iyi gelmişti bana o durum. Orada kendimi çok şey hissetmiştim.
[00:15:59] Dedim siz benim neler yaşadığımı bilmiyorsunuz dedim. Orada insanlar sormuştu niye gülüyorsun, niye sevinçlisin böyle? Dedim ben birkaç aydır neler yaşıyorum siz biliyor musunuz dedim. Çok büyütmüşüm ve orada kendime aslında çok da kızdım yani dedim. Bu kadar büyütülecek bir şey yokmuş aslında. Sadece insanların yaşadığı o tecrübeyi ben de yaşayacağım zannedip o bende bir korku yaratmış. Ama Rab'be şükürler olsun bana o şifayı verdi. Daha sonra ben askerlik bittikten sonra geldim ve o pastörlere, o önderlere teşekkür etmek istedim. Onlar da bana dediler ki, senin yaşamında Rab mucizeler yaptı. Yani iyiliklerini gösterdi sana. Sen dedi neden İsa Mesih'i araştırmıyorsun? Dedim ben İsa'yı tanıyorum. İsa'yı bir peygamber olarak biliyorum.
[00:16:45] Dediler senin inandığın İsa mı yoksa bizim anlattığımız İsa mı sana şifa verdi? Bir düşün dedi. Dedim nasıl yani? Dediler ki İsa Mesih'i bir araştır. Bak İsa Mesih'in kim olduğunu bir İsa Mesih'e sor. Göreceksin. Ben de tamam dedim. Onlara şöyle bir şey oldu. Onlar üç tane kilisede kendi kiliselere hizmet ediyorlar. Bu büyüklerimiz.
[00:17:10] Onların peşine takıldım. Dedim tamam ben İsa Mesih'i hem sizden öğreneceğim hem de dedim bu zaman zarfında duada edeceğim. Bu şekilde onların peşine takıldım. Üç ay boyunca gidiyoruz işte bir pazar o kilisedeyiz. İlahiler, tapınmalar, kutsal kitap çalışmaları, hafta içi yine toplanıyoruz. Bir çorluya gidiyorum. İstanbul'a geliyorum. Bir bizim oraya geliyorlar, gençlerle toplanıyorlar. Böyle üç ayım böyle. Askerden geldikten sonra hemen işe girememiştim zaten. O yüzden o üç ay öyle geçti. Ben tövbe etmedim. Bu zaman zarfında arkadaşlarım vardı benim iki tane. Onları da peşime taktım. İki tane çok yakın arkadaşım. Dedim siz de gelin. Evde oturacağınıza. Onları da peşime taktım. Baktım bir süre sonra şöyle bir durum oldu.
[00:18:02] Baktım bir şey değişmiyor. Yani Tanrı'nın bir dokunuşunu almadım. Açık yüreklilikle dedim ki... Abi dedim siz bir beklentiye giriyorsunuz. Bu böyle olmaz dedim yani. Ben dedim şu an hani size iman ettiğimi söylerim. Ama bu dedim bana yakışmaz. Ben dürüst bir yaşam sürmeye çalışıyorum dedim. Kimseyi de kandırmak istemiyorum. En basitinden ben kendimi kandırırım. Hani tövbe, iman ettim dersem. Ben dedim öyle bir gayretim yok yani. Kimseyi kandırmam dedim yani.
[00:18:33] Dedim ben en iyisi ayrılayım sizden. Onlar da dedi ki bu şey konuşmadan dolayı, bu güzel konuşmandan dolayı yani açık yürekliliğinden dolayı sana teşekkür ederiz dediler. Senin için dua edeceğiz dediler ama. Rab sana dokunsun diye. Tamam dedim ben de. Ben şimdi oradan ayrılınca o iki arkadaşım da peşimden geldi. Onlar tövbe etmemişlerdi.
[00:18:55] Ben dedim, siz niye geliyorsunuz? Onlar benim yaşadığım. Onlar da dedi ki, bizi sen getirdin. Şimdi haklılar yani şimdi. Onlar da peşime takınca. Onlar da ayrıldı. Ama Rabb'e şükürler olsun sonra onlara da şey oldular, iman ettiler. Ayrıldık komple. Tam böyle, hiç unutmuyorum. 2019 Mart 26. 26 Mart 2019.
[00:19:25] 17 Mart'ta sokağa çıkma yasağı, pandemi süreci başladı. Ben evdeydim bir hafta sonrasında. Kutsal kitap okuyordum. Dualar ediyordum zaten öncesinde. Diyordum, ''Ey İsa Mesih, sen gerçekten Hristiyanların anlattığı gibi bir tanrıysan, bana yol göster. Seni tanımak istiyorum. Çünkü İslam'da şöyle bir inanç vardır. Tanrı eş koşulmaz. Tanrı tektir.
[00:19:52] Yani ya Hristiyanların anlattığı gibi bir Tanrı İsa Mesih ya da Müslümanların anlattığı gibi bir beşer yani bir insan, bir peygamber. Şimdi arada bir engel var. Yani burada İsa'yı çağırıyorum ama yani aslında bu inanç beni burada şey yapıyor. Yani diyor ki ya şirk koşuyorsan, düşünceler geliyor. Ya gerçekten İsa Mesih bir peygamberse ya Hristiyanların söylediği gibi bir Tanrı değilse. Dedim ki ben eğer ki gerçeği arıyorsam Ben dedim ki bu engeli kırmam lazım Tanrı'ya ulaşmam için. Bu engeli kırdım ve açık yüreklilikte dua ettim. Dedim ki sen varsan beni ikna et. Benim bir şekilde ikna et. Bana nasıl konuşursun onu sen daha iyi bilirsin. Ben bilemem. Ama benim anlayacağım şekilde bana konuş. Beni ikna et dedim. Kutsal kitap okuyorum. 26 Mart 2019'da. Tanrı'nın sözü bana çok şey konuştu.
[00:20:51] Orada yüreğimi değiştiren ayetler var. Gerçekten hani tokat gibi vuruyor insanın yüzüne. Diyor ki, Tanrı diyor, güneşini diyor, eğrilerin de doğruların da üzerine doğurur. Yağmurun da hakeza öyle. Ve bu hayata baktığımız zaman, yaşadığımız bu dünyada, gerçekten Tanrı insanları ayırt etmiyor. Ve herkese eşit yaklaşıyor ve herkese eşit davranıyor.
[00:21:21] Ve daha sonrasında diyor ki, düşmanlarınızı sevin diyor. Sizin sağ yanağınıza vuranı, sol yanağınızı çevirin. Ama farklı inanışlar var ki dünyada, bunun insanın gururunu okşayacak. Hani sana vuranı sen de vur, öldüreni sen de öldür diyecek inanışlar. Ama Tanrı'nın karakterinin bu olmadığını, Tanrı beni orada öyle bir ikna etti ki, Ve gerçekten bu gerçek Tanrı'dan gelen sözler bunlar. O anda Rab beni gerçekten o bölümü okurken orada beni çok aşırı bir şekilde ikna etti. Ve içimi böyle hiç bilmediğim, daha önce dua ettiklerinde tecrübe ettiğim o sevinç tekrar üzerime geldi. Aşırı bir sevinç geldi. Ve dedim ben İsa Mesih'i Rab olarak kabul ediyorum.
[00:22:08] Kendime söylüyorum bunu, kendime ikrar ediyorum. Evet, ben şu an İsa Mesih'i Rabb ve kurtarıcı olarak kabul ediyorum. Evde böyle İsa Mesih Rabb'dir, İsa Mesih Rabb'dir diye balkona çıktım. Neredeyse Bacıklı'nın balkonuna bağıracağım. Herkesi arıyorum. Kilise pastörlerini aradım, o konuştuğum kişileri. Ben iman ettim. Arkadaşlarımı, imanlı olan, o zaman zarfında tanıdığım kişileri aradım. Ben iman ettim, tövbe ediyorum.
[00:22:34] O birkaç gece rüyalarımda inanılmaz şeyler görüyorum Rabb'le ilgili. Bir tane şeyin içerisinden gidiyorum böyle çok insan kalabalığı böyle mağaranın içerisinden. O mağaranın içerisinde herkes böyle sıkış fıkış giderken böyle mahşer kalabalığı büyük bir alanın içerisine geliyoruz. Ben o kalabalığın içerisine gelince İsa Mesih Rabb'dir dedikçe ben o insanların içerisinden göğe alınmaya başladım. Ve Daha sonrasında mesela kutsal kitapta okuduğum bir Davud'un mezmurlarında daha sonrasında okuduğum, Tanrı'nın bana öncesinde gösterdiği ayetleri rüyamda gördüm mesela. İnsanlar birbirlerini öldürüyorlardı. Ortalık kan revan içinde insanlar birbirlerine zarar veriyorlardı. Ben o insanların arasında hiçbir kötülük bana erişmiyordu. Ve bakıyordum solumda birisine tecavüz ediyorlar, birini burada öldürüyorlar. Yani dünya çok kötüydü. Ama benim hiç başıma orada bir şey gelmiyordu. Daha sonra Davud'un mezmurlarında okuduğum zaman, Davud mezmurda diyor ya, O ayeti okuyunca dedim, Tanrı bana bunu göstermiş.
[00:23:52] Yani inanılmaz şeyler oldu hayatımda bununla ilgili tövbe ettikten sonra. Pandemi süreciydi zaten. Sokağa çıkma yasağı vardı ve 5 yıl önce konuştuğum çocukluk arkadaşım olan bir arkadaşım geldi yüreğime. Hiç bilmiyorum neden yüreğime geldi. O bana tövbe ettiğinden bahsetmişti. Ben de onu aradım. Dedim ya sen bir yere gidiyor musun? Bir topluluğa katılıyor musun? Dedi bizim burada bir ev topluluğumuz var, gel katıl istiyorsan." dedi. Biz oradayız. Bir bir gittim, benim gibi aynı inanıştan gelen Alevi olarak, daha sonra Mesih İsa'yı kabul eden bir cemaate denk geldim. Rabb beni orada bir sene boyunca o kardeşlerle beraber orada vakit geçirdik. Rabb'in sözünü konuştuk, dualar ettik. Ve sonrasında Her yer açılınca, ben de şu an katıldığım kilisenin, pastörünün vaazlarını dinliyordum ve bana bereket oluyordu. Dedik ki herkes kendini bir toplaya eksin ve Rabbin sözünde büyüyelim.
[00:24:53] Veya keza öyle oldu, ben de bizim kilisemize katıldım. İlk katıldığım zamanlar kilise yeni, pandemi sürecinden yeni çıkmış. Ve kilisenin tapınmacıları yoktu. Sadece bir pastörümüzün damadı vardı. O da çok piyano çalamıyordu, hani böyle dolu dolu çalamıyordu. Yarım yarım çalıyordu, yeni öğrenmişti. Çünkü hizmet edecek kardeş kalmamıştı, yoktu. O kiliseye katıldıktan sonra 3 ay boyunca orada gidip geldim. Kimseyle sohbet edemedim, kimseyle tanışmadım daha doğrusu. Bir pazar oldu, o ağabeye gidip konuşmak istedim. Dedim ağabey nasılsın, iyi misin falan dedim. Dedi kardeşim sen neredesin ya falan dedi. Dedim, beni mi bekliyordunuz falan dedim. Dedi, evet dedi, bizim bir tapınmacı abimiz var, Özgür. Özgür Tunç'u tanıyorsunuzdur. İşte senden bahsetti, sen gitar çalıyor musun, gel katıl bize. İşte ben de hiç hayatım boyunca ilahi söylemek, tapınmak, hizmet etmek geçmedi aklımdan. Çünkü ben Türk halk müziği sanatçısı olmak istiyordum. Çocukluğumda hep böyle bir türkücü olma isteği vardı. Türkü varlar da çalarım falan diye. Hiç aklımdan böyle Rabbin sanatçısı olmak gibi bir düşünce geçmedi.
[00:26:22] O da beni hep teşvik ediyordu. Gelmek ister misin? Bak ihtiyacımız var tarzında. Ben dedim ki yüreğimde böyle bir şey hissetmiyorum. Yani Rabblerim böyle yüreğime bir şey koymuyor dedim. Yaklaşık bir ay boyunca her pazar gittiğimde o beni teşvik ediyordu. Gelmek ister misin? Gelmek ister misin? Ben de kibar bir dille reddediyordum. Bir pazar hiç unutmuyorum. Hiç dayanamadı. Dedi ki, ya dedi ihtiyacımız var görmüyor musun? Ben bile dedi yarım yamalak yani hizmet ediyorum. Hani basıyorum.
[00:26:52] Sen de bildiğin halde katılmıyorsun dedi. Niye katılmıyorsun dedi. Katıl dedi. Bak dedi Nehemiye'de Tanrı'nın mabedi yıkıkken Tanrı ona git mi yap dedi. Hayır. O dedi içinden istedi bunu. Gitti yaptı ve Tanrı bundan hoşnut kaldı. Bak dedi sen adım at. Tanrı seni bereketleyecek dedi. Ve yaşamında göreceksin Tanrı'nın bereketlerini. Ben de iyi tamam dedim.
[00:27:17] Ve o hafta bana bir liste attı. 3-5 tane ilahi sadece tapınma hizmetinde, vaazdan önce söyleyeceğimiz ilahileri. Ben de aldım. Onlara baktım. Hiçbirini bilmiyorum. Gitar da çalıyorum ama yani 3-4 akoru basabiliyorum. Çok da bilmiyorum.
[00:27:34] Ondan sonra başladık ve adım atarak sürekli Hizmet Ede Ede, şu nasıl basılıyor, bu nasıl basılıyor gitarda bunları zamanla, zamanla, zamanla öğrendim ve şu an 2-3 yıldır 2-3 yıl demeyeyim de 3,5 yıldır o kilisede hizmet ediyorum. Rabbe şükürler olsun. Kutsal kitaptan ilahiler yapıyorum. Bu da bilinçli olarak yaptığım bir şey değildi başlangıçta. Sonradan anladım ki Tanrı, Tanrı'nın herkesle çalışma şeyi farklı. Kimisi inanılmaz sözler yazabilir.
[00:28:12] Bende de bu şekilde işliyor. Ben özellikle Tanrı'nın Sözü'ne daha çok yer veriyorum. Çünkü diyorum ki bir şeyler yazabilirim evet ama Tanrı'nın Sözü'nün insanların üzerinde daha çok bir ruhsal bereket verdiğini düşünüyorum. Ve bunu bu şekilde imanlıların önüne getiriyorum. Ve onlar da çok bereket aldığını söylüyorlar.
[00:28:36] Müzikle beraber yani kutsal kitap ilahilerini ezberlemek daha kolaylaşıyor. Çünkü müzikle bir şeyler daha kalıcı olabiliyor. Ben bunu yapıyorum. Davut'un mezmurları olsun, diğer kutsal kitap ayetleri olsun, hem kendim için hem imanlılar için inanılmaz bir bereket oluyor. Benim söyleyeceklerim bu kadar. Çok teşekkür ederim dinlediğiniz için.