Episode Transcript
[00:00:00] Benim adım Şemsa. Antakya'da, Türkiye'de Antakya'da doğdum. Hristiyan bir ailede doğdum. Benim ailem Ortodoks'tu ama sözde Hristiyanlardı ve 20 yaşıma kadar insanın kim olduğunu bilmiyordum. Türkiye'de, Antakya'da doğdum ama İzmir'de büyüdüm. ve İzmir'de hem Rabbi hem de eşimi orada buldum. Ben 21 yaşlarındayken İsa Mesih'e iman ettim ama 20 yaşlarıma kadar ateistim, biraz kızgındım Tanrı'ya daha doğrusu. Çünkü %99'u Müslüman olan bir ülkede Bir bayan olarak kendimi değerli hissetmiyordum ve ailem Hristiyan bir aile olduğu halde imanını gerçeğe dökmediği için, imanla yaşamadıkları için bu kültürden çok etkilenmişlerdi ve kadına evde de fazla değer verilmiyordu. Yani ben erkek kardeşlerimle eşit değildim ve bu beni çok üzüyordu. Tanrı beni bir bayan olarak yaratmıştı ama sanki beni erkekler kadar sevmiyordu babam gibi. Bu yüzden Tanrı'ya kızgındım, ateistim. Aynı zamanda çok mutsuzdum, çok ümitsizdim çünkü yaşamın bir anlamı yoktu. Bu yüzden ölmek istiyordum. İşte o bunalımlı dönemde bir grup kız arkadaşımla ruh çağırma toplantısına katıldım. Amacım o toplantıyı bozmaktı çünkü ruhsal hiçbir şeye inanmıyordum. Bir ruhum olduğunu bile fark etmiyordum. Oyunu bozdum o gece ama o geceden sonra ruhsal bir şey beni korkutmaya başladı. Bununla baş etmeye çalıştım ama çok imkansızdı benim için bu korkuyla baş etmek. Artık gece gündüz korkmaya başlamıştım ve benim iş yerimde ablamla beraber çalışıyorduk ve ablam tek gerçek Hristiyan'dı benim ailemde. o etrafındaki insanlara İsa Mesih'i anlatıyordu ve ben buna şiddetle karşı geliyordum. Çünkü mantıklı gelmiyordu bana. Yani Tanrı sizi seviyor diyordu ama Tanrı'nın sevgisini göremiyordum. Yani Tanrı beni seviyorsa niye başıma bu kadar kötü şeyler geliyor? Niye ben mutsuzum? Niye ölmek istiyorum? Yaşamın anlamı ne? Bunu anlamadığım için buna karşı geliyordum ama aynı zamanda korkum beni ablama doğru itiyordu. Çünkü o benim bu korkumu anlayabilirdi sadece. Çünkü o ruhsal bir insandı ve benim korkumu anlayabilirdi diye düşündüm ve ona açıldım. Bir şeyin beni korkuttuğunu söyledim ama kendisi İncil'den bir bölümü açtı ve orada mezarlıkta yaşayan bir adamın İsa tarafından nasıl ileştirildiğini gösterdi bana. Bu bana ümit verdi. ve düşündüm ki eğer ihtiyacım olursa İsa'yı çağırırım. Gerçekse bana yardım eder ama değilse o iyi bir adam. Bana bir zararı olmaz diye düşündüm ve bir gün karanlık odada film çekerken ve benim korkum doruktayken İsa Mesih'i çağırdım ve dedim ki eğer gerçeksen İsa Mesih bana yardım et. Bu korkudan beni kurtar ve sadece o anda ablamdan öğrendiğim şekilde İsa Mesih'in adıyla o kötü ruhu kovdum. ve yaptığımı tam olarak bilmesem de. Ama bunu bütün yüreğimle yaptım çünkü yardıma ihtiyacım vardı. Yani bu benim sanki son şansımdı. Çünkü başka hiçbir şey bana yardım edemezdi ve ölümü özlüyordum bu korkuyla birlikte. Daha da batıyordum sanki. Ama İsa Mesih'i çağırdığımda o korku gitti ve İsa'nın adıyla bu korkuyu kovduğumda bu korku gitti ve büyük bir esenlik yüreğimi kapladı. O anda İsa Mesih'in yüreğimde onun sevgisi ve ışığıyla aydınlandığımı hissettim. Onu görmüyordum ama hissediyordum. Tıpkı o kötü ruhu görmediğim ama hissettiğim gibi ama Tanrı'nın varlığını da öyle hissediyordum ve o kadar gerçekti ki İsa Mesih. Çünkü beni delirmekten ya da intihar etmekten kurtarmıştı. Ona hayranlık duyuyordum. O benim kahramanımdı ve kahramanıma teşekkür etmek istiyordum. Görmediğim bir kişiye nasıl teşekkür edeceğimi düşünürken düşündüm ben onun kısal kitabını okuyabilirim, İncil'i okuyabilirim ona teşekkür etmek için. Böylece o karanlık odadan yeni bir insan olarak çıktım ve kısal kitabı okumaya başladım. Hala kendimi teslim etmek istemiyordum bir dine. Çünkü dinde kadının değeri yok diye düşünüyordum. Tabi Hristiyanlığı ve İsa'yı tanımıyordum. Bu yüzden düşünüyordum ki işte bu yaşadığım kültürdeki gibidir yani yine de kadının değeri. Ama İncil'i okumaya başladığımda bunun böyle olmadığını gördüm. İsa'nın bir din olmadığını, İsa'nın sevgi olduğunu, Tanrı'nın sevgi olduğunu ve önce O'nun beni sevdiğini, benim O'nu sevmeden önce beni sevdiğini gördüm. Romalılar 5. bölümde diyor ki biz daha O'na düşmanken, biz daha Tanrısızken ve günahkarken Mesih bizim için öldü. O sevgi benim yüreğimi yakaladı çünkü düşündüm benim için kim ölebilirdi? Ben ona düşmanken kim benim için ölebilirdi? Ne annem, babam, ne arkadaşlarım, ne de kardeşlerim bunu yapmazdı. Birine düşmanken bu yeryüzünde sizin için ölecek birini bulamazsınız. Ben bulamadım. Ama İsa Mesih benim için ölmüştü ve dirilmişti ve bana kendini kanıtladı o korkudan. Korkuların pençesinden beni kurtararak ve o zaman İsa Mesih'e Tanrım ve kurtarıcım olarak teslim oldum ve düşündüm o benim Tanrım. Kim ne derse desin umurumda değildi. İşte bu benim aradığım sevgiyle beni seven Tanrım diye. Ona teslim oldum ve Rab beni değiştirmeye başladı. Nefreti aldı yüreğimden, insanlara karşı önyargımı aldı ve bağışlama gücü verdi. İnsanları bağışlama gücü verdi ve bu bana özgürlük ve şifa olarak geri döndü. Yani insanların bunu hak etmesi gerekmiyordu. Ben kendim şifa alayım diye onları bağışlıyordum. Çünkü Rab bana bu özgürlüğü vermek istiyordu. Yani düşmanınızla kendinizi kelepçeleyip gezmek istemezsiniz ama bağışlamadığınızda kendinizi o düşmanınıza kelepçeleyip onunla geziyorsunuz. ve o kelepçeyi kendi tarafınızdaki kelepçeyi açabilirsiniz. Düşmanınızla gezmek zorunda değilsiniz. Bu beni iyileştirdi, bu beni özgür kıldı. İsa Mesih'i paylaşmak benim için gerçekten hayat ölüm kalım meselesiydi. Çünkü biliyorum benim gibi perişan insanlar vardı. Mesihsizliğin getirdiği perişanlık, ruhsal karanlıkta yaşayan ve delirmek üzere olan ya da intihar etmek üzere olan İnsanların olduğunu biliyordum ve ben nasıl bu çölde, bu ölümcül çölde bana yaşam veren suyu bulduysam bu suyu başkalarına da vermek istiyordum. Yani kendime saklamak istemiyordum. Büyük bir tutkuyla bu ışığı, bu suyu insanlara vermek istiyordum. Çünkü insanlar karanlıkta ve susuzlar gerçekten. Nasıl susuz yaşayamıyorsak, nasıl ışıksız kalamıyorsak o kadar ihtiyacımız var Mesih'e ve bunu yaparken Rabbim ruhu bana tutku vermişti ve müjdecilik armağını vermişti. Bunu yapmak için birisinin bana söylemesi gerekmiyordu. İçimden kutsal ruh diyordu. Bu insanla paylaş çünkü belki biraz sonra ölecek ve nereye gidecek? Ona sonsuz yaşam vermek istiyorum. Hiç kimsenin cehenneme gitmesini istemiyor Rab ve herkese sonsuz yaşam armağını vermek istiyor. Çünkü bizim yerimize günahlarımızı üstlendi ve kendisinin günaha vereceği cezadan bizi kurtardı. Böylece herkese paylaşmaya başladım İsa Mesih'i, bu iyi haberi. Çünkü İncil iyi haberdir ve iyi haber şu, hepimiz ölüyoruz ve ölümün çaresi İsa'da. İsa bize sonsuz yaşam verdi. Bir gün benim eşim otobüste yanıma oturdu ve sohbet etmeye başladık. O zaman yeni tanıştık tabii. Benim elimdeki İncil notlarından ötürü bana sordu, sen misyoner misin? Onun bu konuda yanlış düşündüğünü bildiğim için, çünkü halkımız bunu yanlış anlıyor, önyargıları var. O zaman dedim ki, bir örnekle onu özgür kılmak istedim ve ona dedim, ben bir postacı gibiyim. ve eğer fiziksel olarak babandan sana bir miras kalmışsa ve sevgi mektubu varsa, bu postacı sana bu mektubu ve mirası iletmezse ne yaparsın? Dedi ki o kişiden nefret ederim. Ben dedim ki işte benim de iletmem gereken sevgi mektubu var Tanrı'dan. Bu da İncil'dir ve miras da sonsuz yaşamdır çünkü Tanrı bizimle sonsuzluğu geçirmek istiyor. Nereye gideceğimizi, öldüğümüzde nereye gideceğimizi bilmek istiyor. bilmemizi istiyor, pardon o biliyor da bizim bilmemizi istiyor. O zaman İncil'i aldı ve daha sonra beni aradı ve İncil'le Kur'an'ı karşılaştırmak istediğini söyledi. Tamam dedim biz kalabalık bir yerde buluşmaya başladık ve o zaman onunla bu karşılaştırmayı yapmaya başladık. O öğrenince Kutsal Kitap'ta Tevrat, Zebur ve İncil'de Tanrı'nın amacı bize kurtuluş sağlamak olduğunu öğrenince ve bu kurtuluşu İsa Mesih'le sağladığını öğrenince kendi dincilik eylemlerimizle bunu yapamayacağımızı anlayınca İsa Mesih'e iman etti. Ve İsa'nın düşmanlarınızı sevin, kötülüğü iyilikle yenin, birisi bir yanağınıza vurursa öbür tarafı çevirin. Deyişi onu gerçekten hayran bırakmıştı İsa'ya ve ailesiyle paylaşmaya başladı bu hayranlığı. Çünkü yeryüzünde duyamayacağınız sözlerdi, bunlar göksel sözlerdi, cennetten konuşan Tanrı'nın sözleriydi. Ve ailesi bu hayranlığı görünce onu geri çekmeye çalıştılar. Çünkü anladılar ki İsa Mesih'in gerçeği ve sevgisi karşısında Necati eriyordu. Eşimin adı Necati. Ve onu geri çekmek istediler ama bunu başaramadılar. Necati ailesini çok seven bir insandı. Halkını da çok seven bir insandı. Ve onun kaygısı sevdiği ailesiyle çok sevdiği İsa Mesih'i bir arada tutmak. Yani iki karpuzu bir koltukta tutmak istiyordu. Hem ailesini kaybetmek istemiyordu ama hem de İsa Mesih'i izlemek istiyordu. Çünkü kurtuluş ondaydı. Dinde değildi ve din bizi kurtaramaz ama Tanrı'nın sevgisi olan İsa Mesih bizi kurtardı. Çünkü dinde her zaman diyor ki sen Tanrı'yı ne kadar seviyorsun? Sen Tanrı için ne yapabilirsin? Ama Tanrı diyor ki hayır. Ben seni ne kadar seviyorum ve ben senin için neler yaptım İsa Mesih'te. Yani bunu anlayınca insan Rab İsa Mesih'e ihtiyacını anlıyor ve teslim oluyor. Necati de İsa'yı çok seviyordu çünkü gerçek Tanrı'nın kim olduğunu anlamıştı. Zaten bir imanı vardı ama bu imanı doğru kişiye yönlendirdi. Çünkü iman herkesde olabilir. Bugün Hindistan'da insanlar bir ineğe de inanıyorlar ve başka yerlerde başka şeylere inanıyorlar. Yani önemli olan sizin inanmanız değil. İman cinlerde de var ama önemli olan kime iman ettiğiniz, gerçeğe iman etmek, sevgiye iman etmek ve kurtuluşa iman etmek ve bu sadece İsa Mesih'te vardır. Necati İsa'yı o kadar seviyordu ki ama ailesini de kaybetmek istemiyordu ve böylece çarmıhla karşılaşmış oldu. Yani çarmıh takmak bizi kurtarmıyor. Önemli olan çarmıhımızı yüklenip İsa Mesih'in arkasından gitmek. Çünkü İsa Mesih bizim çarmıhımızı yüklendi ve kendini feda etti. Biz de gerçek uğruna ancak kendimizi feda edebiliriz ve o zaman bu çarmıhtan geçmemizi gerektirir. Böylece Necati imanını ailesinden biraz gizleme gereği duydu onları kaybetmemek için ve askere gitti. Askerde çünkü ona baskı yapamazlardı, imanını göremezlerdi ve orada büyümeye, Mesih'te büyümeye, imanda büyümeye başladı. Ve bizim de ilişkimiz başladı bu arada. Aradan 3 yıl geçmişti. Birbirimizi sevmeye başladık. Korkuyorduk nasıl kavuşacağız? Buna çok karşı gelecek özellikle onun ailesi. Necati bunu taşıyabilecek mi? Çünkü imanda daha yeni ve bizim sevgimiz İlerlerken Necati askerliğini bitirdikten sonra ailesine dedi ki ben Şemsa ile evlenmek istiyorum. Bu onları çok kızdırdı çünkü bir Hristiyan ile evlenmesini istemiyorlardı ve onun imanını tam olarak bilmiyorlardı. Sadece bir hayranlık ve geçmiştir diye düşünüyorlardı ama onun Mesih'e daha da sıkı bağlandığını ve Mesih'e daha çok ait olduğunu fark edince onu tehditle başka bir yere götürdüler Türkiye'de ve ona Dediler ki keşke ölsen ve utancımızı gömsek. Çünkü bir utanç olarak görüyorlardı onun inancının İsa Mesih'e koymasını. Ve bu yüzden ona dediler ya biz ya İsa. Necati onları sunağa koymak zorundaydı ailesini. Seçmek zorundaydı kime ait olduğunu. Ve o zaman onlara 15 gün oruç tutup dua ettikten sonra onlara dedi ki ben İsa Mesih'siz yaşayamam. Böylece ailesini kaybetti ve eğer iman etmezlerse sonsuza kadar kaybetmiş olacaktı. Çünkü onunla aynı yerde olmak istemiyorlar İsa Mesih'te. Çünkü cennete gitmenin tek yolu İsa Mesih'tir ve o dedi ki benim aracılığım olmadan kimse babaya gelemez yani Tanrı'ya gelemez. Bu yüzden bu ayrılığı onlar zorladılar Necati'yi, bu seçimi onlar zorladılar. Çünkü İsa Mesih herkesle barış içinde yaşayabilir ama bu dünya İsa'yı sevmiyor ve düşman da İsa'ya karşı maalesef. Ve Necati böylece ailesini kaybetti. Ben bunun için çok zorlanacağını düşündüm çünkü bu ona gerçekten ölümden daha zordu. Ve daha sonra biz evlendik Rabbin lütfuyla. Bu gerçekten Tanrı'nın ancak yaptığı bir şeydi. Çünkü evi Rab yapmazsa yapıcılar boşa çalışır. Rab bizi bir aile yaptı sevgili eşimle, Necati'yle ve biz onunla harika bir şekilde Rab'be sevgiyle hizmet ediyorduk ve tutkuyla hizmet ediyorduk. Çünkü hem onu seviyorduk hem de insanları seviyoruz. Ve biz böyle hizmet ederken Rabb'e benim eşim tutuklandı. Bir yerde İncil'i paylaşırken tutuklandı ve onu iftirayla suçladılar. Yalan suçlamalarla onu hapse atırdılar. Ama Rab onu hapisten kurtardı ve Rab onun imanını sınıyordu aslında. Yani insanlar kötü şeyler yapıyorlar ama Rab onu iyiliğe çeviriyordu. Ve bu sınavdan Necati zaferle geçti çünkü orada onun eski arkadaşlarından bir avukat ona demişti ki İsa'yı inkar edersen seni özgür kılabilirim, seni hapisten çıkarabilirim. Ama Necati dedi ki o eski arkadaşına benim özgürlüğüm de avukatım da İsa Mesih'tir dedi ve bunu duymak beni çok sevindirmişti. Gerçekten eşimin hapisten çıkmasından daha önemliydi imanını koruması. Daha sonra iki tane çocuğumuz oldu Rabb'in hediyesi. İki çocuğumuz var ve bu arada eşim Rabb'e hizmet ediyordu. Yani tam olarak yani hizmetindeydi. Gidip müjdeyi veriyordu her yere ve bu arada başka yerlere gittiğinde orada yeterince insanlar olmadığını yani bu iyi haberi paylaşacak insanların olmadığını gördüğü için işte dua etmeye teşvik etti beni. Bizi Rab çağırsın ve müjdeyi başka yerlerde duyuralım, duyulmayan yerlerde duyuralım diye. Biz dua etmeye başladık eşimle. Bir yıl sürdü bu ve bir yılın sonunda Rab bizi Malatya'ya çağırdı. Biz İzmir'deydik daha önce, batıdaydık ve bizi doğuya çağırdı Rab Malatya'ya. Biz onun ayak izlerini izledik. Ayak izleri derken yani bizi istediği yerde olmak bizim yerimizdi, doğru yerde olmaktı. ve ona güvenerek oraya taşındık. Tabii birçok engelle karşılaştık çünkü doğuda daha insanlar tutucuydu ve Hristiyanlığa daha çok tepkiliydi. Bu gerçeği bilmedikleri için bu kaynaklanıyordu çünkü bir sürü yalan dolan var bu konuda İncil hakkında ve insanlar bilmediklerinden korkuyorlar ama aslında İhsan ve Seyyid'i bilseler de onları ne kadar sevdiğini ve onların kurtarıcısı olduğunu bilseler de Ne ona ne bize zulmetmezlerdi. Neyse biz taşındık Malatya'ya Rabbin istiği üzerine ve orada Rab evimizde kilisesini kurmaya başladı. İnsanlar Rab'be iman ediyordu. Biz onlarla paylaşıyorduk ve onlar Rab'be iman etmeye başladılar. Toplantılarımız 50 kişiye yakındı ve bizim evimizde oluyordu. Eşim de başka yerlere gidip orada da insanlara ulaşmaya çalışıyordu. Çünkü arayışta olan insanlar vardı, gerçeği arayan insanlar vardı veya İsa Mesih'e emanettiği halde yalnız olan insanlar vardı ve onlara teşvik vermek için de onları ziyaret ediyordu. Bu arada eşim iki genç adamı İncil'de eğitiyordu ve onları bana anlattı bir gün. Dedi ki iki kişi var onları kiliseye dahil etmek istemiyorum. Yeni iman eden insanları korku salmasınlar diye, tehdit olmasınlar diye. Çünkü onların Yahuda gibi yüreklerinin doğru olmadığını biliyorum. Onların dürüst olmadığını biliyorum. Onlar Yahuda gibi dedi ama ben onlardan kaçmayacağım. Ben onların gerçek Tanrı'yı ve kurtarıcıyı bilmelerini istiyorum. Nasıl Tanrı bana lütfettiyse onların da bu gerçeği bilsinler istiyorum. Bu yüzden onlara İncil dersleri veriyordu eşim ofisinde ama kiliseye dahil etmiyordu ve onlarla yalnız kalmamaya çalışıyordu. Çünkü onların ikiyüzlülüğünü biliyordu, düşmanlığını biliyordu. Onları 3 ay eğitikten sonra İncil dersleri verdikten sonra bir gün 2007 yılında onun ofisine geldiler. Bir çay içmek istediklerini söylediler ve 3 kişi daha getirdiklerini ve onlarla tanıştırmak istediklerini, onların da arayışta olduğunu ve onları da İncil ile ilgili bilgilendirebileceğini söylediler. Eşim nezaketen onları kabul etti ve beş dakika ayırabileceğini söyledi. Beraber çay içtiler ve ondan sonra eşime saldırdılar. Çünkü onları, yani eşimi ve orada ofisteki, eşimin ofisindeki iki kardeşimi, İsa Mesih'e iman eden iki kardeşimizi öldürmeye gelmişler. Ve eşime saldırdılar. İşte onu dövmüşler ve onun başını duvara vurdukları için başını kırmışlardı. Yerde baygın yatıyordu Necati. Ondan sonra onu boğarak öldürmeye çalışmışlar. Ve daha sonra boğazını keserek arkasından, boynunun arkasından altı kez onu bıçaklamışlardı. Eşim Rabbin yanına gitmişti. Ve Tilman kardeşimiz, öbür odada ofisindeydi aynı yerde. O bu gürültülere çıkıp geldi ve baktı ki durum korkunç bir halde. Ve ona da saldırdılar ve onu da aynı şekilde ne yazık ki öldürdüler. Ve Uğur kardeşimiz son olarak kalmıştı. Ona zulmediyorlardı, ona işkence ediyorlardı ve onu sorguya çekiyorlardı. Bu arada polis geldi ve o panikle Uğur'u da öldürmeye kalkıştılar. Onda boğazını kestiler. Ben evimdeydim ve çocuklarımı daha yeni okuldan almıştım. Böyle öğlen saat 12 gibiydi. Ve bir haber aldım. Eşimin ofisine saldırı yapıldığı haberini aldım. Bir kardeşimiz beni aradı ve bunu söyledi. Bunu duyunca ben eşimi aradım ve diğer iki imanlı kardeşimi Oğur ve Tilman'a ama kimseden bir cevap gelmediği için televizyondan öğrenmeye çalıştım durumu. Televizyonu açtığımda eşimin cesedini, bedenini çıkarıyorlardı ve onu ayakkabılarından tanıdım. Daha sonra Oğur'un çıkarıldığını gördüm. Ambulansa götürüyorlardı ve Uğur'un boynu açıktı, kanlar içindeydi ama hala yaşıyordu ve nefes almaya çalışıyordu. Onu böyle gördüğümde nasıl öldürüldüklerini anlamıştım ve ayakta duramadım o anda. Dizlerimin üzerine çöktüm ve havazım çıktığı kadar bağırıyordum. Benim küçük kızım Ester salona girdi ve o zaman anne niye bağırıyorsun dedi. O zaman kızım 6 yaşındaydı, oğlum da 7 yaşındaydı. Kendimi bir anne olarak toparladım. Kızıma fazla bir şey çaktırmamaya çalışıyordum. Çünkü çok küçüktü ve bunu anlayamazdı. Bir büyük insan için bile bu dayanılması güç bir durumdu. Ona kötü bir haber aldığımı, daha sonra ona açıklayacağımı söyledim ve onu odasına gönderdim. Ve o anda Tanrı'nın beni esenliğe kapladığını, eline yüreğime koyduğunu ve beni bir balonun içinde muhafaza ettiğini fark ettim. Artık ne gözyaşı vardı, ne çığlıklar, ne de bu kötü haberin etkisi. Sadece esenlik vardı ama ben bu esenliği garipsiyordum. Çünkü yani bir şey hissetmemek, esenlikten başka bir şey hissetmemek normal bir şey değildi. Düşündüm ki bu herhalde şoktan bu haldeyim ama Tanrı'nın ruhu yüreğimde dedi ki hayır şok sana esenlik veremez, şok sana bağışlama gücü veremez. Bu benim dedi Tanrı yüreğimde. Ve o zaman bunu garipsemeyi bıraktım. Çünkü Tanrı bize bu sözü vermişti. Size kendi esenliğimi veriyorum. Dünyanın verdiği gibi vermiyorum. Bu yüzden yüreğiniz korkmasın ve sıkılmasın demişti Rabbi. Bu esenlik onun çarmıhta ölürken aynı esenlikti. Ve bu bağışlama da çarmıhta ölürken aynı bağışlamaydı. Çünkü orada dedi ki İsa Mesih çarmıhtayken baba onları bağışla ne yaptıklarını bilmiyorlar. Bu yüzden katillerimizden, eşimin katillerinden hiçbir zaman nefret etmedim. Onları kimin kontrol ettiğini biliyorum. Onları şeytanın kontrol ettiğini biliyorum. Tek bir düşmanımız var, o da şeytandır. İnsan bizim düşmanımız değil diyor Rab. Bizim savaşımız etekana karşı değil, ruhsal güçlere karşılır diyor Rab. Bu yüzden onlara düşmanlık duymuyorum ve ta başlangıçtan Tanrı'nın verdiği daha hiçbir zaman da nefreti tatmadım onlara karşı. Nefretten önce bağışlama vardı yüreğimde. Aynı şekilde Rabbin sadakati yüreğimi koruyor ve biliyorum benim eşim ve kardeşlerim Rabbin yanında. Onlar şehit oldular ve onlar zaferliler çünkü imanlarını korudular ve önemli olan imanı korumaktır. Bu yüzden Rab diyor ki ölüm pahasına da olsa sadık ol sana yaşam tacını vereceğim. Onlar ölüm pahasına da olsa sadıklardı ve onlar zaferliydiler biliyorum. Çünkü tanıklıklarıyla ve Mesih'in kuzunun kanıyla onlar şeytanı yendiler. Çünkü imanı korudular ve Rab yaşamda ve ölümde sadıktır. O bizi Ateşten geçerken yanmayacaksın, sudan geçerken boğulmayacaksın diye söz verdi ve o şekilde onları da korudu, bizi de korudu. Ölümün gücü ve etkisi bizim üzerimizde yoktur. Onlar yaşıyor biliyorum ve sadece onlar gerçek evlerine gittiler. Tıpkı cenazelerinde benim kızım soruyordu, anne neden biz Bu insanlar ilahi söylüyorlar ve üzülmüyorlar. Babam öldü. Niye üzülmüyorlar? Ona dedim çünkü babam ölümden yaşama geçti. Gerçek evine gitti ve cennette daha büyük bir kutlama var. Onlara daha büyük bir hoş geldin kutlaması var. Biz de burada aynı kutlamayı az da olsa yansıtmış oluyoruz dedim. Tabii ki çocuklar bunu ne kadar anlar bilmiyorum ama Rab iyidir ve çocuklarımı da babalığıyla ve beni de kocalığıyla, tanrılığıyla teselli etti ve ediyor. Hala da ediyor. Ona yaşamımızda ve ölümümüzde yücelik olsun diye dua ediyorum. Yani Rabb'in gücüyle zor değil. Yani Rabb gerçekten bunu hem kabul edilir yaptı benim hayatımda. Hiçbir zaman pişman olmadım Malatya'ya gittiğim için. Hiçbir zaman neden ben demedim. Hiçbir zaman puşku duymadım, pişmanlık duymadım. Çünkü Rab yüreğimi hazırladı buna. Yani olmadan önce buna hazır olduğumu söyleyemezdim. Ama tam zamanında Rab gerekeni yaptı ve o bizimle olduğu için zor değildi. Yani ben morga gitmiştim. Eşimi görmeye ve o zaman İsa'nın adıyla geri gelmesini istedim. Çünkü iki çocuğum vardı. İki tane küçük çocuk var ve benim bir mesleğim yok. Yani dayanabileceğim, dayanağım olacak bir şeyim yoktu Mesih'ten başka. Bu yüzden İsa'nın adıyla geri gelmesini istedim eşimin. Mesih çünkü lazaret edildi ve eşimi geri getirebilirdi. Ve o zaman Tanrı dedi ki ona değil bana ihtiyacın var. Ve o dedi ki yani Nasıl ölseydi sana daha kabul edilir gelebilirdi. Burada ölümü kesinlikle yüceltmiyorum ama Rab yaşamımıza ve ölmemize değer. Çünkü o önce bizim için öldü ve bunda pişman olabileceğimiz bir şey yok aslında. Yani İsa Mesih için ölmek, onun uğruna ölmek yani gerçeğin uğruna bir şey yapmaktır ve bu değer katıyor. Ölümümüze değer katıyor diye düşünüyorum. Yani ben İsa'ya iman etmeden önce değersizdim ve anlamsızdım. Yani yaşam çünkü anlamsız. Amaçsızlığa terk edilmiş diyor İncil'de yaşam amaçsızlığa terk edilmiş ve ne koysam dolmuyordu bu boşluk ve bu dünyanın değerlerine göre değerli olmak çok zor. Ne kadar değerli olsanız bile düşebilirsiniz o değerden çünkü dünya gerçekten size kısa bir süre için değer verebilir. Ve bu yetersiz. Ama en yüce olan tarafından sevildiğimi anladığımda bu beni ayağa kaldırıyor. Mesela bir gün işimi kaybetmiştim ve zaten ailemde değer gören bir insan değildim. Toplumda da değer görecek bir şeyim yoktu. Bununla içsel olarak savaşırken Tanrı bana şunu hatırlattı. Bak en değerli olan tarafından seviliyorsun. Bu beni gerçekten ayağa kaldırdı. Sanki o düştüğüm kuyudan bir el uzandı yukarıdan ve beni yukarı çekti. Tanrı benim yaşamımı anlamlandırdı ve bu dünyaya göre değer çabamdan beni özgür kıldı. Çünkü bu dünyada değerli olmak için çabalarken insanların ve birçok şeyin kölesi oluyor insan. Ama Tanrı'daki değerimle yetiniyorum çünkü İsa Mesih yeterlidir. Tanrı size değer veriyor. Yani bu bütün dünya size değer verse ona eş koşulamaz. ve bu benim hayatımı da anlamlandırıyor çünkü onsuz bir anlam bulamadım hayata. Yaşamak Mesih'tir diyorum. Tıpkı İncil'in dediği gibi yaşamak Mesih'tir ve değerimiz de Mesih'tedir ve o yeterlidir. Her yaşımızda, her durumda, sakatken, yaşlıyken, işsizken, yalnızken yaşamak Mesih'tir. Eğer Mesele aitseniz her şeye sahipsiniz aslında ve bunu ancak Tanrı'nın ruhu sizin yüreğinize bir mühür gibi koyabilir.