Meryem Ana'yı Gördüm: Neden ve Nasıl Hristiyan Oldum?

October 30, 2026 • 00:27:43
Meryem Ana'yı Gördüm: Neden ve Nasıl Hristiyan Oldum?
Hristiyanlık
Meryem Ana'yı Gördüm: Neden ve Nasıl Hristiyan Oldum?

Oct 30 2026 | 00:27:43

/

Hosted By

Tiranus - Herkes Duyana Kadar

Show Notes

Selma'nın hayatı, büyük bir kayıp ve ardından gelen derin bir arayışla tamamen değişti. Eskişehir'de oğlunu trajik bir tren kazasında kaybettikten sonra, Selma'nın Tanrı'yla olan ilişkisi ve inançları sarsıldı. Bu dokunaklı hikaye, karanlığın ortasında umudu, sevgiyi ve Tanrı'nın mucizevi gücünü nasıl bulduğunu anlatıyor. Kutsal Yazılar'da bulduğu cevaplar, ailesiyle birlikte yaşadığı dönüşüm ve zorluklara rağmen Tanrı'ya olan minnetiyle dolu bu tanıklığı kaçırmayın.

View Full Transcript

Episode Transcript

[00:00:00] Herkesin bir hikayesi var. Benim hikayem karanlığın, koyu karanlığın ölümün dehşetinin ortasında yücelerden gelen, tanrıdan gelen ışıkla zincirlerimizin kırıldığı, kalelerin yıkıldığı yaşama kavuştuğumuz bir öykü olacak. İsmim Selma. Hepinize esenlik olsun. 67 yaşındayım ve Müslüman bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldim. Ailem Allah inancı olan kişilerdi. Normal ibadetlerini yapan kişilerdi ama bize hiçbir şekilde dini bir baskı yapmadılar. Burdur'da dünyaya geldim. Yaklaşık 6. sınıftaydı sanırım. Burdur da büyük bir deprem oldu. 6,5-7 civarlarında. Bu depremde korku yüreğime girdi. Çok korktum. Ve ölümün insanları nasıl dehşet içinde bıraktığını gördüm. Ve bu ağlayan, acı çeken insanların arasında Allah neredeydi? Çok ilginç. Herkese sordum. Tanıdığım öğretmenlerime, büyüklerime. Allah nerede? Kim? Neden buna müdahale etmedi diye. Ama hiçbir cevap alamadım. Bizim iki katlı evimiz yıkılmıştı ve biz daha sonra başka bir eve taşındık. Üst katta bir komşumuz vardı, Tulbi Hanım. Ara sıra onun evine ders çalışmaya giderdim. Pencereden gökyüzüne bakarken birden bu soru tekrar aklıma geldi. Yer sarsıldığına göre Tanrı göklerde olmalıydı. Çocuk aklımla göklere bakarak Derin derin düşündükten sonra oturup Allah'a bir mektup yazmaya ihtiyacı hissettim. Başlığını şöyle attım, Allah'a mektup diye. Sonra yüreğimi döktüm. Bir gün sonra o komşumuzun abisi postacıydı. Ben mektubu orada unutmuşum, onun eline geçmiş. Ertesi gün yüzüme bakıp Allah mektubuna cevap verdim demişti ve çok utanmıştım. Belki de o söylemeseydi bu mektubu yazdığımı bile hatırlamayacaktım. Daha sonra 20'li yaşlarda evlenmiştim, çocuğum olmuştu ve ben işe girmek istemiştim. Bir bankanın açtığı sınavı kabul edildim. Tam göreve başlayacağım sırada ülkede 12 Eylül oldu ve benim kazanılmış sınavım iptal edildi ve benim geleceğe karşı umudum ve güvenim sarsıldı. Korku, güvensizlik, umutsuzluk. Derken küçük oğlum Kıvanç Dünya'ya geldi. İki çocuğumuz vardı. Birbirini seven, birbirine bağlı bir aileydik. Daha sonra başka bir işe girdim. Bu iş yerinde karşılaştığım bir bayanla gelecekle ilgili kaygılarımı, güvensizliğimi, umutsuzluğumu paylaştım. O da kendisini zor zamanlardan geçtiğini, Ama bu zamanlarda bazı ibadetlerle Tanrı'ya, Allah'a yaklaştığını ve Allah'ın onu işittiğini söyledi. Sen hiç Allah'a yalvarmıyorsun, ibadet etmiyorsun. Bence şu ayetleri şu şekilde okursan Tanrı seni işitecek dedi. Ben de ondan sonra bütün bu ayetleri zaman zaman, devamlı yapamasam da namaz kılarak yüz kere şu ayet, dört bin dört yüz kere bu ayet, sonra ezbere Yasin okuyarak devamlı Allah'a yaklaşma çabası içerisindeyim. ama hiçbir zaman esenliğim yoktu. Gene de o sorularıma cevap bulamadım. Allah'ın sesini işitemedim ve bu şekilde aslında İslamiyet'le tanışmış oldum. Çocuklarım ibadet ederken beni gözlüyorlardı. Kıvanç anne benim için dua eder misin? diye zaman zaman sorardı. Koray da anne bu kadar ibadet ediyorsun ben sana Türkçe bir Kur'an tasviri alayım diye bana Elmalı Hamdi yazarım Türkçe Kur'an mealini getirdi ama ben onu hiç okumadım. Bildiğim ritüellere devam ediyordum zaman zaman. Kıvanç yaklaşık ortaokul sıralarında koleje giderken odasının duvarına şöyle bir yazı yazmıştı. Yaşamın amacı ne? Odaasına giriş çıkış bu yüzümüze çarpıyordu ama biz bunun üzerinde fazla durmuyorduk. Daha sonra lise çağlarına geldiği zaman kendisine kral unvanını koymaya başladı. Okuldan her gelişinde kralım geldi anne derdi. Biz de kralımız gelmiş hoş gelmiş ne yemek ister ne ister diye onunla böyle şakalaşırdık. Sonra Kıvanç üniversiteyi kazandı. Eskişehir Anadolu Üniversitesi'ne gitti. Koray askere gitti. Asker dönüşünde İstanbul'da işe başladı. Eşim başka bir şehre tayin oldu ve dördümüz ayrı ayrı yerlerdeydi. Ancak bayramlarda bir araya gelebiliyorduk. Bir bayram dönemiydi, dokuz günlük bir tatildi. Kıvanç Eskişehir'den geldi, Koray İstanbul'dan, babası Alanya'dan ve evde bir aradaydık. Çok mutluyduk, güzel bir zamandı bizim için. Bir arada bir şeyler yaptık, sinemaya gittik, eğlendik ve Kıvanç dedi, anne ben arkadaşlarımla Olympus'a gitmek istiyorum. Ve o Olympus'a gitti. Onun gittiği gece ben uyurken bir görüm gördüm. Biz yüksek katlı bir binada oturuyoruz. Üzerimizde dört kat daha var. Gökten üzerime bir ışık indi. O ışık içerisinde o yoğun bir ışık, pırıl pırıl bir ışık bembeyaz giysiler giymiş bir kadın bana kendisini tanıttı. Ben Meryem Ana. Evlatlarını kutsuyorum. Kutsamanın ne demek olduğunu bilmiyorduk İslamiyet'te kutsanmak diye bir şey duymamıştım işin açıkçası. Göz göze geldik herhalde iyi bir şey dedim sonra gitmesen diye dikkatlice gözüne baktığım zaman birbirimize bir süre bakıştık ve sonra o ışık Aynı geldiği şekilde, güçlü bir şekilde yukarıya çekildi. Ve ben yataktan doğruldum. Eşimi uyandırdım. Meryem Ana geldi, evlatlarımızı kutsadı dedim. O da dedi ki iyi bir şey. İyi bir şey, iyi bir şey. Uyuduk. Ertesi günü Kıvanç olimpostan döndü. Akşam saatleriydi. Yorgun gözüküyordu. İçeriye girdi. Sırt çantasını çıkardı. Salona girdi. Ben dedim ki bak Mehmet. Kıvanç Adem'e benzemiş gene. O da dedi ki Adem'e değil İsa'ya benziyor dedi. Ben Adem ile İsa arasındaki farkı bile bilmeyecek kadar sadece dindardım. İsa'yı da dört peygamberden biri olarak tanıyordum o kadar. Sonra Kıvanç öyle diyorsan öyledir baba dedi. O aralarda eşim Kıvanç'a İsa adını koydu. Bu çocuk İsa'ya çok benziyor diyordu. Ve İsa Kral evde, bunlar konuşulmaya başlamıştı Kıvanç'la ilgili. Odasına gitti, yatağına şöyle kollarını açarak uzandı. Hemen arkasından ben dedim ki saçını okşayarak, oğlum iyi misin? Yorgun gözüküyorsun. Anne dedi, Olympos'ta dün gece Cips'i denilen bir pansiyonda kalıyorduk. Oraya girdiğim zaman içeridekilerden rahatsız oldum. Yalnız kalmak istedim. Dağa çıktım anne dedi. Koştum, koştum, koştum. Zirveye ramak kaldı. Yıkandım dedi. Yıkandım deyince yoksa dedim o olimpostaki soğuk suya mı girdin? Sonra dedi arındım. Hani arındım, ömrümde olmadığım kadar huzurla doldum. Arınma, yıkanma, huzurla dolma. Birden kafam karıştı. Huzurla dolmana sevindim ama keşke o soğuk suya girmeseydin dedim. Ben onun fiziksel olarak bir suya girdiğini düşünmüştüm. Hemen gittim, sırt çantasından giysilerini çıkardım, çamaşır makinesini attım, geldim dedim ki giysilerin yıkanıyor. dedi oğlanlar ıslanmadı ki. E ıslanmadan sen nasıl yıkandın dedim. Anne dedi ömrümde olmadığım kadar huzurla doldum. Sabah oldu ertesi gün kahvaltıdan sonra eşim ve Koray dışarıya çıktılar. Biz Kıvanç'la yalnız kaldık. Ben bulaşıkları makineye yerleştirirken Kıvanç bana bir şey sordu. Anne sence Tanrı ne? Ben o güne kadar Namaz kıldım, dua ettim ama hiç böyle bir soruyla karşılaşmadım. Kendi kendime de sormadım. Gerçekten Tanrı neydi? Her şeyden önce Tanrı ne olabilir miydi? Tanrı, Tanrı'dır yukarıda. O kadar. Dua ederiz ama hiç cevap gelmez. Sonra birden kafamdan aşağıya ılık bir şeylerin döküldüğünü hissettim. Harikama döndüm. Varlığına inanıyorum. Evreni yarattığına inanıyorum, bu kadar. Göz göze gelmiştik. O da dedi ki, anne anlıyorum, yorma kendini dedi. Tatil bitmişti, onu Eskişehir'e yolcu ettik. Bir hafta sonra Eskişehirden bir telefon geldi. O da arkadaşının annesi Selma Hanım, Kıvanç Okulu'nun bahçesinde çimlerin üzerinde yatarken gökten üzerine bir ışık inmiş, Tanrı onunla konuşmuş. Arkadaşlarına böyle diyormuş, Eskişehire bir gelseniz diye. Ve ben hemen yola çıktım. Eskişehir'e giderken o gece otobüste bir tek ben vardım, bir de muavin. Gecenin o dehşetli saatinde bir anda bu dünyadan bir şeyin ayrıldığını hissettim. Evet, Eskişehire vardığımızda oğlumuzu bir morgda bulduk. Tren çarpmıştı. ve onu abisi teşhis etmek zorunda kalmıştı. Gülerek sevmişle gönderdiğimiz oğlumuzla birlikte Antalya'ya döndük. Onu pazar günü toprağa verdiğimiz gün benim için ve artık her şeyin bittiği bir andı. Beni ayakta duramıyorum diye son görevimi yapmak için götürmediler ve onlar geldiği zaman anladım ki her şey bitmişti. O gece beni sürükleyerek yatağına götürdüler. Başım yastığa düşerken ruhum çığlık atarak bedenimden ayrıldı. Tanrım! Tanrım! Var mısın? Öyle bir çığlıktı ki bütün ev halkının, bütün sitenin duyduğunu zannetti. Hiç kimse gelmesini istiyordu. Sana ihtiyacım var. Beni al, aklımı alma demiştim. Ve odamın tavanından yatak yatan bedenimi gördüm. Nasıl içine girdim bilmiyorum. Odam ışıkla kaplandı, doğaüstü bir güç geldi ve beynim sanki ikiye açıldı. Bütün odalarına girildi, temizlendi. O kadar büyük bir rahatlama, o kadar büyük bir esenlikti ki o acı 3-4 gündür ayakta perişan olan, darmadağın olan ben sanki bütün iyiliklerime kadar bu rahatlamayı hissettim. O ışıkta kendisini göremediğim o yüce varlığı neden tanırım henüz 20 yaşında? diye sordum ve oğlumun doğumundan o ana kadar geçen zamanı bir film gibi gözlerimin önünden geçti ve sabah oldu. Günün ilk ışıklarıyla ayaklarım halın üzerine basarken ağzımdan çıkan ilk söz İsa kim? Meryem kim? İncil'i olan var mı? diyerek odadan çıktım, koridordan geçtim ve sokak kapımız açıktı. Herkes Kur'an'larıyla birlikte evimize gelmekteydi. Kapıdan giren herkese, ''İnciliniz var mı? İsa'yı tanıyor musunuz?'' diye sormaya başladım. Onlar da yaşadığım acının büyüklüğüyle biraz sıkıntı yaşadığımı anladılar. Aklımla ilgili bir sıkıntı olduğunu düşünüyorlardı. Ama hiç kimsede incil yoktu. O zaman Koray'ın getirdiği, daha önce hiç okumadığım o Elmalılı Hamdi yazarın Kur'an tesbirini... aldım ve İsa'ya Meryem geçen ayetleri aradım. Onları okudum yine hiçbir şey anlayamadım. Dedim ki bu kitabı baştan sona okumam lazım. Sonra başından sonuna kadar çok kısa bir zamandı bir hafta gibi bir zaman içerisinde o kalabalığın içerisinde Kur'an'ı okudum ve bitti. Herkes benim hatim indiğimi, oğlum için hatim indiğimi söylüyorlardı. Ne imanlı bir kadın, hatim indin diyorlardı. Oysa ben o satırlarda Tanrı'yı arıyordum. İçimden gelen ses diyor ki mutlaka İncil'i okumalısın. Ve ben dedim ki evet okudum. Bu kitabın içerisinde yasa var, şeriat var, korku var ama benim İncil'i okumam. [00:11:25] Eşim dedi ki, ara sıra gazetelerde görüyordum. Hiç İncil okudunuz mu diye. İstersen bir bakalım. Bütün gazeteleri aradık. Hiçbirinde böyle bir şey yoktu. Koray İstanbul'da müzisyendi, profesyonel bir müzisyendi. Televizyonda bir programı vardı ve gitmek istemedi. Ben ondan rica ettim. Lütfen dedim İstanbul'a git, İstiklal Caddesi'ne git. Belki orada bir İncil bulursun. Türkçe İncil'in varlığından bile haberim yoktu. Koray İstanbul'a gitti. Bir gün sonra döndü. Kapıdan girdiğimde göz göze geldik. Evet, İncil gelmişti. Onun elinden İncil'i kaptığım gibi odama koştum. Kapıyı kapattım ve artık İncil ve ben odada yalnızdık. Neydi bu kitabın içindeki sır? Neden okumam gerekiyordu? İçimdeki bu ses mutlaka okumam gerektiğini söylüyordu ve ben rastgele İncil'i açtım. İlk karşılaştığım ayet Matta 5.12. Sevinin, Kıvanç'la coşun, göklerdeki ödülünüz büyüktür diyordu. Ben kitapla konuşmaya başladım. Ben nasıl sevineyim? Bu durumda nasıl sevineyim? Tam o sırada eşim girdi. Kitap ne yazıyor diye. Dedim ki sevinin diyor. Biz nasıl sevinelim? Bir gün sonra Koray telefon açtı. Anne ben kale içinde yürüyordum. Kıvançın ilkokulunun karşısında bir kilise varmış. Eşime dedim ki beni acele oraya götür. Mutlaka kiliseye gitmem lazım. Kiliseye gitme amacım, ben artık Hristiyan olayım, ben zamanı geldi günahlarımdan tövbe edeyim, bunlardan haberim yok. Tek bir soru sormak için gitmek istemiştim, kutsalmak neydi? Kilise bana cevap verebilirdi ve biz gittik. [00:13:06] Kapıdan, kale içi, kilisesinin kapısından içeriye girdiğim zaman çadırın üzerinde sanki ışık tekrar beni yönlendiriyordu. Işık bağırıyordu, evet doğru yere geldin diyordu. İçeriye girdim, merdivenlerin başına geldiğim zaman orada İsa'nın halıdan bir portresi vardı. Göz göze geldik ve orada yığıldım. Tüm gücümü kullanarak oraya kadar gelebilmiştim. Sonra oradan geçen birisine sordum. Bu kilisenin papazı nerede? Kilisede papazı siyah giysiler içerisinde, öyle başında siyah şapkası, beresi olan, boynunda bir haç olan, hep öyle gördüm filmlerde. Öyle düşündüm. O kişi beni dedi ki kilisenin pastörü burada. Beni oraya götürdü ve şimdiki pastörümüz Ramazan'la orada karşılaştım. Ona bir sorumuz olduğunu, öğrenmek istediğimizi söyledik. O da bize dua odası vardı o zamanlar. Oraya aldı. Onunla tam konuşurken kutsanmanın anlamının ne olduğunu, evladımızı kaybettiğimiz ama bir hafta önce Meryem Ana'nın gelip onu kutsadığını, bunun ne anlama geldiğini bilemediğimizi, Öğrenmeye çalışırken hemen kilisenin yanında bir cami vardı ve öğle saatiydi sanırım. Çok güçlü bir şekilde ezan okunuyordu ve çok uzun. Biz pastörün ne dediğini hiçbir şey anlayamadık ve bitti. [00:14:31] Ama onunla konuşmamız da bitmişti. Daha fazla orada kalamadık ve bize bir cd, bir incil verdi Ramazan pastörümüz. ve istersek pazar günü ibadete gelebileceğimizi söyledi. Pazar günü ible çektim, hem İncil okuyordum mutlaka o ibadete katılmak istiyordum. Eşimle gittik, o merdivenlerden çıktık, tam ibadet salonuna girecekken içeride bir gürültü, alkış, gitar sesleri, inanılmaz bir coşku. Nereye geldik biz dedim, burası nasıl bir yer? Biz daha sakin, belki daha sessiz hiç hayatımda kiliseye gitmediğim için burası dedim bize göre değil eşime biz buradan gidelim çünkü o coşkuyu sevgiyi kaldıracak güçte değildik biz oradan hemen uzaklaştık eve geldim artık o sessizin ardından gitmiştim İncil'e ulaşmıştım kiliseye gitmiştim kutsalmanın amacını sormuştum ama Tam da anlayamamıştım ne anlama geldiğini. Pazartesi günü yani bir gün sonra sabahleyin erkenden evden ayrıldım ve Kıvanç'ın yanına gittim. Orada bütün yüreğimi döktüm. Çok perişan bir vaziyetteydim. Çok özlüyordum oğlumu. Gücüm de kalmamıştı. Çıkacağız. Bütün gün çığlık attım, ağladım ve akşam saatlerine doğru topraktan ses gelmemişti. Artık kıvanç yoktu. O anda bir şey anladım. Artık ben ne Müslümandım, ne Hristiyandım. Ben hiçbir şeydim. Nasıl dua edilir bile bilmiyordum. Ellerimi gökyüzüne kaldırdım. Tam o anda İncil'de okuduğum bir ayet aklıma geldi. İsa'nın öğrencileri nasıl dua etmeleri gerektiğini İsa'ya sormuşlardı. O da göklerdeki babamız diyerek bir duaya başlamıştı. O zaman ellerimi gökyüzüne kaldırdım dedim ki, baba o iyi mi? Ağzımı açtım, baba diye bir söz çıktı. Ve tam o sırada yüzüme bir sıcaklık geldi. Bu sıcaklığın nereden geldiğini anlayamadım. Gözlerimi açtığımda gökyüzü masmaviydi. Ve sağ taraftan bir fırça çıktı. Başladı yazmaya. Kı-van-ç. Şey yazdıktan sonra fırça çekildi. Gökyüzü koskocaman kıvanç yazılıydı. Gözümü açtım kapattım tekrar tekrar. Evet gökyüzünde kocaman kıvanç yazılıydı Sonra ben onun gülen bir yüzünü görmek istemiştim ama sen adını göklere yazdın dedim. Teşekkür ettim ve oradan açıkçası eve nasıl geldiğimi hala hatırlamıyorum. Çünkü çok perişan bir vaziyetteydim ve evimizle Kıvanç'ın olduğu yer arası çok uzaktı. Akşam saatlerinde eve geldiğimde herkes beni arıyordu ve onlara yaşadıklarımı anlattım. Böyle böyle gökyüzünde Kıvanç yazıldığını, güçle dolduğumu anlattım Ve tekrar dedim ki eşime biz bu kitabı okumaya devam edelim. Bu kitap güzel bir kitap. O gün kaldığımız yer İbraniler 12. bölümmüş. İkimiz okuyoruz. Tam 12. bölüm 24. [00:17:32] ayete geldiğimizde Oysa sizler Siyon Dağı'na on binlerce meleğe Göksel Yerüşalim'e on binlerce meleğe Adları göklerde yazılmış ilk doğanlar topluluğuna yaklaştınız diyordu. Adları göklerde yazılmışı okuduğumuz an eşimle göz göze geldik. Bu kitap konuşuyordu, bu kitap konuşan bir kitaptı. İnanılmaz bir sevinçle dolmuştuk ve birkaç bölüm sonra aradığım Tanrı'yı bulmuştum. 1. Yuhan'la 4-9 ayetiyle Tanrı'nın sevgisi yüreklerimize dökülmüştü. Tanrı sevgidir diyordu. Tanrı biricik oğlunu kurtarıcı olarak dünyaya gönderdi. İsa'nın Tanrı oğlu olduğuna iman eden Tanrı'nın sevgisine sahip olur. Bu ayetler yüreğimizde iman oluşturdu. Eşimle birlikte aynı anda diz çöküp İsa Mesih'i Rabbimiz ve kurtarıcımız olarak yaşamlarımıza kabul ettik. İncil okurken bir ayet gerçekten çok dikkatimi çekmişti. Elçilerin işleri ikinci bölümde diyordu ki, tövbe edin, günahlarınızdan dönün. Tövbe edip vaftiz olan kurtulacak, iman etmeyen hüküm giyecek. Yani ben günahlı olduğumdan haberim yoktu. Neyden tövbe edecektim? Ben çoğuna göre doğru bir insan olarak görüyordum kendimi. Günahlarımdan haberim bile yoktu. O zaman biz kiliseye gittik, pastörümüze sorduk. Vaftiz olmamız için ne yapmamız gerekiyor diye. O da dedi ki, derslere başlamamız gerekiyor. Ne dersi dedik? İncil dersi. Niye iman ettiğinizi iyice anlayabilmeniz için İncil derslerine başlayacağız. Evet, bir hafta sonra biz İncil derslerinde başlamıştık. Tanrı'nın sözü diri ve etkiliydi. Hani diyor ya, kağızlı kılıçtan daha keskindir, hilikli eklemleri kadar derinlere işler. Evet. Bu ayetler aracılığıyla Tanrı beni günahlarımla yüzleştirmeye başlamıştı. İlk önce evime baktığımda nazar boncukları vardı, kahve falları, falcıya gidip fal baktırmak, türbelere gidip ziyaret etmek, ölülere dua etmek. Tanrı'nın bunlardan nefret ettiğini öğrendim ve astrolojiyle aslında çok ilgileniyordum. Gelecek merakım vardı. Bütün bunları Tanrı'nın ne kadar nefret ettiğini öğrendiğim zaman bir torba alıp Her şeyi içine doldurup evimden bir an önce uzaklaştırdığımı hatırlıyorum. İlk önce dışsal bir temizlik gerçekleşmişti. Artık gerçekten yürekten tövbe etmiştim ama şimdi savaş içerideydi. Tanrı benim yüreğimle ilgileniyordu. Evet o gün zihnim temizlenmişti ama gerçekten yüreğimde hala bağışlayamadığım, hala taşıdığım yükler vardı. Tanrı bu yüklerden, bu bağışlama günahından beni özgür kılmak istiyordu. Mesela ben aslında annemin beni hiç sevmediğini düşünüyordum. Yakı bir ilişkimiz yoktu. Oysa iman ettiğim zaman ve Hristiyan olduğumu ilk önce anneme söylemek istedim. Bir süre sonra annemi çağırdım. Onun için yiyecek bir şeyler hazırladım. [00:20:32] annemin karşısına çıkacağım anne diyeceğim ben Hristiyan oldum İsa Mesih'e iman ettim diyeceğim o da kızım şimdi zamanı mı hani senin deden şöyleydi baban böyle namaz kılıyordu diyecek ben de anne sen hiçbir şey bilmiyorsun diyeceğim yani benimle görüşmese de görüşmesin zaten bir ciddi bir ilişkimiz yok diye kendi kafamca düşünceler hazırlarken ona yiyeceklerini getirdim börek falan yapmıştım ve dedim ki anne biliyor musun ben Hristiyanoldum dedim O da dedi ki, ''Biliyorum.'' Yani benim hiç beklemediğim bir cevaptı. ''Sen neyi biliyorsun?'' dedim. ''Seni Tanrı'dan başka hiçbir şeyin durduramayacağını biliyorum. Seni izledim.'' dedi. ''Eğer İsa Tanrı ise ben de ona iman etmek istiyorum.'' dedi ve annem iman etti. Aslında kayınvalidem yüreğimizi acıtan bir şey söylemişti. Evladımızı kaybettiğimiz için lanete uğradığımızı söylemişti ve bu bizi çok üzmüştü. Bizi aramadılar, telefon açmadılar, ne kardeşlerimiz ne ailesi, hiçbir kimse ve bu bizi gerçekten yaralamıştı. Ama Tanrı bizi öyle güçlendirdi, öyle teselli etti, öyle ayağa kaldırdı ki, biz onlara gitmeye başladık. Onlarla konuşmaya, Tanrı'nın sözünü paylaşmaya başladık ve aslında cevap da alamadık. Ta ki onun son nefesinde Koray'ın ona dokunarak, babaanne artık zaman kalmadı, biz kıvancın nerede olduğunu biliyoruz, sen de iman etmek ister misin, İsa'yı yaşamına kabul etmek ister misin dediği zaman kabul ettiğini bilmek bizim en büyük sevincimiz kıvancımız oldu. Yaz süreci sağlıklı bir şekilde geçmeyince sevincin tam değerini anlayamıyorsun. Bizim tanıklığımızda sevinç ve yaz aynı döneme denk geldi. Tabii ki acımız çok büyüktü ve birden hiçbir şey olmamış gibi hayata dönmek kolay değildi. Ama Tanrı'nın lütfu, sevgisi, gücü, teselli gücü öyle yüreklerimizi dolduruyor, öyle hayatımızda işliyordu ki birden sanki erken doğmuş bir bebeğe benzetti. Sözü biliyordum, ayağa kalkmaya çalışıyordum ama yalpalıyordum. Bu kolay bir şey değildi. Çünkü eğer böyle büyük bir kayıp yaşarsanız, sağlıklı bir yaz sürecinin de olması gerekiyor. Baftiz dersleri devam ediyordu ve benim yüzleşmem gereken bir şey vardı. Kıvılcım'ın savcılıktan gelen otopsi raporu. O raporun nerede olduğunu biliyordum ama bir türlü cesaret edemiyordum. Aradan 6 ay geçmişti ve ben bir gün Çekmece'den o raporu çıkardım ve raporda şöyle yazıyordu. Tren çarpması sonucu beyin travması, iç ve dış kanama. Kanamayı gördüğüm anda biraz iyileşmeye yüz tutmuş yüreğimdeki o yara kanamaya başladı. Bir çığlık atarak elim havaya kalktı. Yavrum İsa'ya kavuşmam için senin kanının akması mı gerekiyor demiştim. Tam o anda İsa beni düzeltti. Birden onun sesini duydum. Selma dedi. İrkildim. Evet dedi. [00:23:38] bedel karşılığı satın alındınız. O bedeli kıvanç değil ben ödedim." dedi. Aslında Yeşaya 56. [00:23:46] bölümde kendime ait yüceliği başkasına kaptırmam diyor Tanrı. Onun kanı bütün dünyanın günahlarını ortadan kaldırabilecek kutsal bir kan. Ben oğlumun kanını görünce bunun gerçek değerini İsa Mesih'in kanının gerçek değerini o anda anladım. Mesih'in kanı bizim günahlarımızdan kurtaran o kutsal kan bize yaşam veren yola açmıştı. Göz yaşlarıyla, acıyla gerçekleşen bu tanıklığımız da gördüğünüz gibi Tanrı ölümden yaşam çıkaran mucizeler tanrısı. İsa Mesih'in lütfuyla ben ve ailem bu lütfa eriştik. Şükrediyoruz onun gerçekten sonsuz sevgisi, merhameti, iyiliği yaşamlarımızda etkin ve egemen oldu. İsa Mesih'e iman etmeden önce benim bir dinim vardı ama Tanrı ile bir ilişkim yoktu. Dinler insanların Tanrı'ya ulaşma çabalarıdır. Oysa Mesih inancında öğrendim ki benim yaptığım iyi işler, ritüeller, namaz veya ibadetler beni Tanrı'ya yaklaştıran şeyler değildi. Tanrı'nın yaptığı, babanın biricik oğlunu dünyaya gönderdiği ve İsa Mesihin çarmıhta ödediği, ve ölümü yendiği o muhteşem büyük mucize Armağan bizi Tanrı ile barıştıran o çağırma gerçekten çok değerliydi. Bu gerçeği öğrendiğim zaman İsa'nın Yuhanna 8'de söylediği gibi gerçeği bileceksiniz. Gerçek sizi özgür kılacak. Evet bütün o kutsal kitaptaki yazılar bir bir yüreğime, zihnime, yaşamama dokunmaya başladı. Benim küçük kralım Kıvancım yaşamında bıraktığı birçok izlerle Tanrı'ya tanıklık etti. Kralların kralına, Rablerin Rabbine kavuşmamız için bize ışık oldu. O gün ben onun sorduğu sorunun cevabını verememiştim. Ama şimdi baş ucunda yazmakta. Tanrı sevgidir. Johanna 4721. Ve şu anda hala tanıklığına orada sürdürmekte. Eşim, oğlum ve ben aynı Daniel'in o kızgın fırına atılması gibi üçümüz kızgın fırında alev alev yandık. Ama o fırında bir kişi daha vardı. İsa bizimdeydi. Hepimizi teselli etti. Hepimizi ayağa kaldırdı. Ve bizi gerçekten sonsuz lütfuyla, merhametiyle, şefkatiyle, o güçlü kollarıyla sardı, teselli etti. Ayağa kaldırdı. Tanıkları yaptı. Ben ve ailem bu lütfa layık mıydık? Kesinlikle değildik. Ama merhameti bol olan Tanrı bize olan sevgisini ve iyiliğini gösterdi. Bunun için minnettarız. Şükrediyoruz. O harika mucizeler Tanrısına yürekten övgülerimizi sunuyoruz. Her gün çarmıhın önüne bilerek bilmeyerek işlediğimiz günahlarımızı getiriyoruz. Ve çarmıhın ötesindeki zaferi yaşamlarımızda kabul ediyoruz. Çünkü o iyi, o merhametli, o yüce olan, o kutsal olan ve bizi de kutsal bir yaşama, sonsuz yaşama çağıran kudretli Tanrımız. Bu acıdan, ölümden ancak Tanrı yaşam çıkarabilirdi. İşte biz bunu yaşıyoruz. Ölümden yaşam çıkaran Tanrımıza şükranlarımızı, övgülerimizi sunuyoruz. Tanrı'yla bizim aramızdaki en büyük sorun günah sorunu. Mesih'in çarmıhta aktılan kanı aracılığıyla açtığı o kutsal ve diri yoldan her an Tanrı'nın huzuruna çıkma ayrıcalığına sahibiz. İşte biz Hristiyanlar bu sevinçle ister bedende olalım ister bedenden uzak olalım Tanrı'yla sonsuzluğu geçireceğimiz için bu büyük bir lütuf ve sevinç bizim için. Ölümden yaşam çıkarabilecek Tek güç Tanrı'dadır. Tanrı, biricik oğlunu dünyaya göndererek aslında oğlunun ölümüyle bize sonsuz yaşamı açmış oldu. Ve onun ölümü kendi günahları için değil, bütün dünyanın günahları için. Akıtılan kanı herkesin sonsuz yaşama kavuşması için çok değerli. Biz bu lütfa eriştik. Onun için minnettarız.

Other Episodes

Episode 1

May 25, 2026 • 00:04:44
Episode Cover

Tevrat, Zebur ve İncil: Kutsal Kitap'ın Temel Taşları

Tevrat, Zebur ve İncil: Kutsal Kitap'ın Temel Taşları Kutsal Kitap'ımız, 2 büyük kısımdan oluşur. Eski Antlaşma ve Yeni Antlaşma. İkisinin toplamı, 66 kitaptan oluşan...

Listen

Episode 16

October 23, 2025 • 00:15:29
Episode Cover

✝️ İSLAM'dan HRİSTİYANLIĞA - NEDEN ve NASIL Hristiyan Oldum?

Bu dokunaklı hikayede, Sivaslı olan Pastör Ramazan Arkan’ın Müslüman bir ailede başlayan yaşam serüvenini, Süleymancı tarikatındaki deneyimlerini ve deizm-ateizm arasında gidip gelen sorgulama sürecini...

Listen

Episode 28

November 25, 2024 • 00:17:24
Episode Cover

Emanet Para Benzetmesi

Arkadaşlar merhaba! Bu podcastimizin konusu, İncil'de geçen "emanet para benzetmesi". Bu benzetme, Tanrı'nın insanlara verdiği yetenekler ve kaynaklar konusunda nasıl sorumlu olmaları gerektiği üzerinedir....

Listen