Episode Transcript
[00:00:00] Yuhanna müjdesi önsözü bu metnin kaynaklar arasında en değerlisi olduğunu ima eder. Sanırım itirazını doğru anladım. İsa'nın Aramice konuştuğunu biliyoruz. Ancak İncil Grekçe yazılmış. Bu durum kafanda metinlerin güvenirliliğine dair soru işaretleri oluşturuyor. O halde seni dinleyelim. Sorun şu, İncil hangi dilde yazıldı? İsa'ya bizzat tanıklık eden, onunla yürüyen sözlerini işitip onu takip edenler İncil'in hangi dilde kalemi aldılar? Peki nüfusun çoğunluğunun okuma yazma bilmediği ve çok dilli bir yapının hakim olduğu bir toplumda İsa aramice konuşurken onun hayatına dair birinci elden tanıklıklar neden grekçe yazılmıştır? Bu durum sanki bunlar gerçek görgü tanıklıkları değilmiş gibi bir şüphe uyandırıyor. Evet, bu Grekçe meselesi sanıldığı kadar gizemli değil. Genellikle İsa'nın sadece Aramice konuştuğunu varsayırız. Ancak İsa'nın akıcı veya en azından işlevsel düzeyde Grekçe konuştuğuna dair güçlü kanıtlar var. Unutmamak gerekir ki Büyük İskender'den bu yana İsa'dan 300 yıl önceden beri Grekçe bu toprakların lingüofrançasıydı. Ortak iletişim diliydi. Öyle ki İsa'nın döneminde yarış elimdeki en muhafazakâr Yahudi yüksek kurulu bile Yunanca kökenli bir isim olan Sanhedrin adını kullanıyordu. Coğrafi bağlam da çok önemli. İsa'nın büyüdüğü Nasır'a o dönemde Celile'nin başkenti olan ve hummalı bir inşaat faaliyeti gösteren Sefor ise sadece 6 km uzaklıktaydı. Matta müjdesinin bu bölgeye ulusların Celilesi demesi tesadüf değildir. Burası uluslararası bir ticaret kavşağıydı. Tarihçiler, aşağı Celile'nin Akdeniz kıyılarıyla Grekçe konuşulan Dekopolis bölgesi arasındaki ticaretin kalbi olduğunu doğrular. Seforis her ne kadar Yahudi nüfusa sahip olsa da Roma tiyatrosu ve mimarisiyle tam bir Helenistik merkezdi. İncil'de İsa ve Yusuf için kullanılan Grekçe tek ton kelimesi sadece marangoz değil, daha çok inşaat ustası veya taş ustası anlamına gelir. Sephoris gibi büyük şantiyelerde çalışmaları muhtemel olan ustaların işverenleri ve tüccarlarla anlaşabilmek için dönemin ticaret dili olan Grekçe'yi bilmeleri bir tercih değil, bir zorunluluktu. Ayrıca ticari sözleşmelerden mezar yazıtlarına kadar arkeolojik bulguların çoğu o dönemde günlük hayatın Grekçe ile iç içe geçtiğini kanıtlamaktadır. Daha spesifik bir örnek verelim. Matta 5. bölümden 7. bölüme kadar olan aralıkta yer alan meşhur dağdaki vaaz, Matta 5, 3, 11'deki ne mutlu bölümüne baktığımızda ilginç bir dilsel yapı görürüz. Grek çemetinde bu mutluluk bildirgeleri pi harfiyle başlayan güçlü bir aliterasyon yani ses tekrarı örgüsü içerir. Örneğin, fakirler, putaçoi, yas tutanlar, pentoin, yumuşak huylular, praeis… Bu tür şiirsel ses uyumları ve anonslar genellikle çevri metinlerde kaybolur. Ancak burada Grekçe metnin içinde mükemmel bir uyum vardır. Bu dilsel kanıtlar, İsa'nın bu vaazı verirken belki de dinleyici kitlesinde Yahudi olmayanlar veya Dekapolis'ten gelenler olduğu için doğrudan Grekçe konuşmuş olabileceğine dair güçlü bir işarettir. Yani Matta sadece İsa'nın sözlerini çevirmemiş, onun Grekçe öğretilerini kaydetmiş olabilir. Dolayısıyla İsa'nın sadece Aramice konuştuğu iddiası metnin analizi karşısında zayıf kalmaktadır. Beni sorguluyor musun? Şimdi havarilere bakalım. Bir vergi görevlisi olan Matta, işi gereği doğrudan Roma yönetimiyle ve yerel olmayan tüccarlarla çalışıyordu. Vergi kayıtlarını tutmak, Rapor vermek ve tahsilat yapmak için okur-yazar olması ve dönemin resmi dili Grekçe'yi bilmesi mesleki bir zorunluluktu. Yani mat da kesinlikle iki dilliydi. Peki ya balıkçılar? Kefernohum sadece küçük bir köy değil, Taberie gibi büyük merkezlere balık sağlayan ticari bir limandı. Yakalanan balıklar kurutulup veya tuzlanıp çevre bölgeleri, özellikle Grekçe konuşulan Dekapolis şehirlerine satılıyordu. Bu ticareti yöneten Petrus, Andreas, Yakup ve Yuhanna'nın pazarlık yapabilecek kadar Grekçe bilmesi gerekirdi. Dahası isimlere bakın. Andreas ve Filipus doğrudan Grekçe isimlerdir. Taday ve Bartalamay da Helenistik etkisi taşıyan isimlerdir Tüm bunlar İsa'nın çevresinin sanıldığı gibi İzale köylülerden değil kültürler arası etkileşime açık. Muhtemelen çok dilli insanlardan oluştuğunu gösterir. Gelelim asıl soruya. Havariler neden Aramice değil de Grekçe yazdılar? Cevap basit. Hedef kitleleri. Kilise babası İrenios'a göre Yuhanna, müjdesini Efeste yani Grekçe konuşulan dünyanın kalbinde yazdı. İrenios güvenilir bir kaynaktır. Çünkü hocası Polikarp bizzat Yuhanna'nın öğrencisiydi. İnsanlar, basit bir celileli balıkçı nasıl Grekçe felsefi derinliği olan bir eser yazar diye sorabilir. Ama unutulan şudur. Yuhanna bu müjdeyi yazdığında artık genç bir balıkçı değildi. Efes'te 30-40 yıl boyunca Grekçe konuşarak hizmet etmiş yaşlı bir kilise önderiydi. Bir insanın 40 yılda yaşadığı ülkenin dilini öğrenmesi mucize değildir. Üstelik metin analizi de bunu destekler. Bilim insanları Yuhanna'nın Grekçesinin Koine Grekçesi yani halk dili olduğunu ancak alt metinde İbrani düşünce yapısının yattığını belirtir. Sınırlı kelime dağarcığı ve basit cümle yapıları yazarın ana dilinin Aramice olduğunu ele verir. Ayrıca Yuhanna eski ahit alıntılarını yaparken o dönemin popüler Grekçe çevirisi Septuagintayı kopyalamaz. Metinleri doğrudan İbranice aslından çevirerek aktarır. Bu, yazarın her iki dilde de hakim olduğunu gösterir. Yuhanna'yı anladık peki ya diğerleri? Luca ile başlayalım. O, Paulus'un seyahat arkadaşı, eğitimli bir doktordu ve İsa'yı gören birinci nesil tanıklarla, Meryem ve havariler gibi kişilerle röportajlar yaparak bu bilgileri derledi. Luka müjdesini ve elçilerin işlerini Teofilos adında birine ve genel olarak Yahudi olmayan Hıristiyanlara yazdı. Paulus'un tüm mektuplarını Grekçe yazdığı bir dünyada Luka'nın bu evrensel kitleye aramice yazması mantıksız olurdu. Markos'a gelince kilise babaları, özellikle İskenderiyeli Klement ve Papyas, Markos'un Petrus'un tercümanı ve yardımcısı olduğunu belirtir. Markos müjdesi, Petrus'un Roma'daki vaazlarına dayanarak kaleme alınmıştı. Roma'daki kilise topluluğu büyük ölçüde Grekçe konuşuyordu. Petrus'un vaazlarını Roma halkı için kayda geçiren bir katibin, yerel Aramice yerine imparatorluğun ortak dili Grekçe'yi kullanması tarihin en doğal akışıdır. Matta konusu ise en çetrefilli olanıdır. Çok tartışmalı. Erken kilise babaları Papyas, Irenaeus, Organes, Matta'nın müjdesini önce İbrani lehçesinde, muhtemelen Aramice, Yahudi Hristiyanlar için yazdığında hemfikirdi. Papyaz, herkes bu metni gücü yettiğince çevirmeye çalıştılar. Daha sonra 4. yüzyılda Aziz Hieronimus, Sezariye kütüphanesinde Matta'nın İbranice bir nüshasını gördüğünü ancak elimizdeki Grekçe metni kimin çevirdiğini bilmediğini söyler. Peki bugün okuduğumuz Matta müjdesi neden kusursuz bir Grekçe'ye sahip? Eğer bu bir çeviri ise neden çeviri kokmuyor? Burada Alman teolog Theodor Zahn'ın güçlü bir teorisi devreye giriyor. Matta muhtemelen önce İsa'nın sözlerini İbranice, Aramice notlar halinde derledi. Ancak daha sonra Marcos'un müjdesi ortaya çıkıp anlatısal bir iskelet sunduğunda Matta veya onun gözetimindeki biri elindeki İbranice notları Marcos'un Grekçe yapısıyla birleştirerek bugün bildiğimiz genişletilmiş Yunanca Matta müjdesini oluşturdu. Bu teori neden Matta'nın Markos'a benzediğini ama İsa'nın sözlerini çok daha detaylı içerdiğini açıklar. Ayrıca bu yaklaşım, varlığı kanıtlanmamış spekülatif Q kaynağına ihtiyaç duymadan Met'nin kökenini açıklar. Elimizdeki Met'in Matta'nın otoritesini taşır ama dünyaya hitap eden yılanca formatındadır. Özetle durum şu, umarım bu açıklamalar seni rahatsız etmek yerine düşünmeye sevk etmiştir. Tarihsel ve arkeolojik veriler ışığında, İsa ve havarilerinin Grekçe bildiği ve konuştuğu muhtemel değil, neredeyse kesindir. Daha da önemlisi, müzde kitaplarının Grekçe yazılmış olması onların güvenilirliğini zedelemez. Aksine havarilerin mesajlarını sadece küçük bir Yahudi köyüne değil, tüm dünyaya duyurma niyetlerini kanıtlar. Eğer evrensel bir mesajınız varsa onu evrensel dilde yazarsınız. Bu çok garip mi? Hayır, hiç de değil. Bence bu konu tarihsel bağlamına oturduğunda hiç de tuhaf değil.