Ben İşkence Görürken İsa Neredeydi?

Episode 34 August 24, 2026 00:20:27
Ben İşkence Görürken İsa Neredeydi?
Hristiyanlık
Ben İşkence Görürken İsa Neredeydi?

Aug 24 2026 | 00:20:27

/

Hosted By

Tiranus - Herkes Duyana Kadar

Show Notes

Kırşehir'de Müslüman bir ailede, kalbinde hep bir "sevgi açlığıyla" büyüyen Sibel'in hayatı, okuma yazma bilmeyen babasının gözyaşları içinde anlattığı "çarmıha gerilen atalarımızın" gizemli hikayesiyle şekillenmeye başlar. Yıllar sonra bu arayışı, onu 12 Eylül'de işkence görmüş, Tanrı'ya inancını yitirmiş ateist eşi Mehmet'le bir araya getirir. Sibel, bir Rus turistin fısıldadığı beklenmedik bir kutsama ve gördüğü olağanüstü bir görümle İsa Mesih'i tanıdığında, hayatının en büyük sınavı başlar: Ailesi ve çevresi tarafından dışlanırken, en büyük destekçisi ateist eşi ve çocukları olur. Ancak bu tanıklığın en sarsıcı anı, Mehmet'in amansız bir hastalıkla mücadele ederken sorduğu o zor sorudur: "Ben işkence görürken İsa neredeydi?" Cevap, teolojik tartışmalarda değil, Sibel'in eşine gösterdiği sarsılmaz sevgide gizliydi. Bu, acı, arayış, mucize ve her türlü engeli aşan ilahi bir sevginin, en katı kalpleri bile nasıl yumuşatabileceğinin gerçek ve dokunaklı hikayesidir.

View Full Transcript

Episode Transcript

[00:00:00] Speaker A: Merhaba, benim adım Sibel Bilici Kızıltaş. Aslen Kırşehirliyim. Kırşehir'de kalabalık bir ailenin kızıydım. Ben Bilicilerin kızıydım. Tanımış bir aile benim ailem. Ve Müslüman bir aileydi. Küçükken ben İsa Mesih'i şu şekil tanıdım. Aslında anlam veremiyordum gerçekten o İsa mı diye. Küçüklükte bilemediğimiz için. Babam cahil birisiydi. Okumuşluğu yoktu babamın. Ve hep heves ederdik kardeşlerle derdik ki ya baba bize neden sen masal anlatmıyorsun? Bir gün bize bir masal anlatır mısın dedik ve babam tamam dedi ben size masal anlatırım dedi. Geldi yanımıza oturdu dedi ki çocuklar biliyor musunuz dedi bizim dedi babam bana anlattı dedi atalarımızın dedi ellerine dedi Tahtaya dedi, çarmıha gelmişler dedi. Çivi çakmışlar dedi ellerine dedi. Ayaklarına çivi çakmışlar dedi. Ve bunu anlatırken de ağlayarak anlatıyordu. Çocuktum. Bir anlam veremiyordum. Babam ne demek istiyor bilmiyordum yani. Sonra zamanla büyüdüm, yine anlam veremiyordum. Kalabalık bir aile olduğumuz için sevgimiz bölünmüştü. Yani annemle babam bize yetmiyordu. Yani hep bir açlık vardı içimizde. Böyle daha doğrusu bir baba açlığı, bir anne açlığı. Çünkü değer kardeşlerimle de paylaşıyorduk annemle babamı. Bize yetmiyorlardı. Kız meslek sitesine gidiyordum. Annemi kaybettim. Daha doğrusu annem akciğer kanserine yakalandı. Onun psikolojisi beni gerçekten çok üzüyordu. Babamı çok severdim ve babam annemi kaybettikten bir yıl sonra babam evlendi. Babam çok değişmeye başladı bize karşı. Babamın o eski sevgisi, o sıcaklığını hiç bulamadı. Çok uzak durmaya başladı bizden. Ve ben sevgi arayışı içindeydim. Ya bir beklentim, yani bir şeyler istiyordum. Yani bir beni seven, beni kucaklayan birisini istiyordum hayatıma. Eşim Mehmet ile tanıştım. Kendisi Adanalı. 12 Eylül'den sonra cezaevine girmiş, yıllarca 12 sene, 13 sene cezaevinde yatmış. Siyasetçilerin sosyalist birisiydi. Tanrı'ya inanmaz da Ataist birisiydi benim eşim. Onunla mektuplaşmaya başladık. O cezaevinde ben dışarıda. Birbirimizden hoşlandık ve mektuplaşmaya başladık. Ve evlendik onunla. Adana'ya gelin gittim ben. 17 sene Adana'da kaldım. Ve oğlum Ozan'la Eylem doğdu Adana'da. Adana'da biraz siyasetle uğraştım. Çocukların okulunda okul aile birliği başkanlığı falan yaptım. O zamanlar dahi böyle yine bir arayış vardı bende. Bir arayış içindeydim. İsmini koyamadığım bir arayış içindeydim. Bir şeyler görmek, bir şeyler duymak istiyordum sanki. Bir gün okulun bahçesinde çarşaflı bir tane bayanla karşılaştım. Ağlayarak yanıma geldi. Dedi ki bu 1999 yılında oldu bu olay. Ya Sibel Hanım dedi, ya veliler beni yanlarına almak istemiyorlar dedi. Ben kendimi çok kötü hissediyorum dedi. Benim oğlum okuyor dedi. Bu benim giyim tarzım. Yani insanlar ilgilendirmez. Neden beni dışlıyorlar dedi. Ben Atatürkçü bir insanım. Cumhuriyetçi bir insanım ama buna rağmen ben saygı duyuyorum. Onun düşüncesi, onun fikri, onun giyim tarzı onu ilgilendirir. Beni ilgilendirmez yani. Başkalarını da ilgilendirmez. Tabii ki karşı çıktım ben. Veli'lerle falan konuştuk. Müdürle konuştuk. Bayan çok rahat bir şekilde okula gidip gelmeye başladı. Onun dışında işte oğlum ilkokulu bitirdi. Liseye başladı. Turizm otelcilikte okumaya başladı oğlum. Kızım ilkokula devam ediyordu. Kız kardeşimin tayini Alanya'ya çıktı. Alanya makamlığına çıktı. Oğlunla turizmde okuduğu için ya Sibel senin Adana'da dikili ağacın mı var dedi. Ya gelsene Alanya'ya sen dedi. Hem turizmde çalışırsın otelde hem de oğlun okulu bitirdiği zaman en azından sen de annesi olarak yanında olmuş olursun dedi. Zaten turizm bölgesinde çalışacak çocuk dedi. Bana tabii ki mantıklı geldi. Mehmet'le birlikte Alanya'ya taşınmaya karar verdik. Mehmet orada bir kebap, ufak bir küçük bir kebap dükkanı açtı. Ben de otelde çalışmaya başladım. O süre içinde hem işgurun öğrenciliğini yaptım. Yani kat şefliği üzerine eğitim görmeye başladım. Hem de otelde çalışıyordum. Kat görevlisi olarak çalışıyordum. Ve üç yılım, dört yılım yaklaşık otelde çalışarak geçti. Başka başka otellerde çalışarak geçti. Ve butikte çalışmaya başladım. Ama o süre içinde otele geldiğim zaman Hristiyanları ben tanımıyordum, fazla bilmiyordum. Farklı eğittiler bizi, Hristiyanları bize farklı anlattılar. Ama her Hristiyan İsa Mesih imanlısı anlamında değil, tamam küçükken baptist olanlar var fakat imanda düşmüşler ama Rabb'i tanımayan kişiler var, ataistler var. Benim tanıdığım Hristiyanlar gerçekten mütevazi, Rabb'in sözü egemen kendilerinde. Bildiğim kadarıyla yani hal ve hareketlerinde kendilerine dünyanın tuzu ve ışığı olduğunu gösteriyorlar. O Hristiyanlardan bahsetmek istiyorum. Ve ben onlara karşı bir ilgi duymaya başladım. Bir gün butikte çalışırken bir anne, oğul geldi. Çocuk işte 4-5 yaşlarında bir çocuk. O dönemlerde Şikago bu buz sivitleri modaydı, kanguru sivitler. Kadın dedi ki ya bu ne kadar fiyatı dedi, çocuğumu almak istiyorum dedi Rusça'da. Tabii ki dedim fiyatına işte 50 dolar dedim. Dedi ki ya çok pahalı diyorsunuz indirim yapar mısınız dedi. Tamam dedim indirim 5 dolar indirdim 45 dolar olabilir dedim. Yine pahalı söylüyorsunuz dedi. Neyse ben anladım onların maddi durumun iyi olmadığını o an. Patronuma döndüm dedim ki ya dedim ben hediye edebilir miyim dedim. Yani hediye edelim dedim. O dedi ki elin gavuruna dedi hediye mi edeceksin Sibel Allah aşkına ya dedi. Yapma bunu dedi. E o zaman benim maaşımdan kes dedim. Ama giriş fiyatına kes dedim. Uf tamam ya hadi dedi ver o zaman dedi. Neyse kadına dedim ki ya ben hediye edeceğim çocuğa dedim. O da çok sevindi. Çocuk çok sevindi. Geldi işte bacağıma sarıldı. Teşekkür etti bana. Kadın geldi benim kulağıma İsa Mesih'i fısıldadı ve baba oğul kutsal ruhun adına beni kutsadı. Ne olduysa ondan sonra oldu. Benim hayatım değişmeye başladı. Çok duygusal olmaya başladım. Yabancılara karşı daha doğrusu İsa imanlılarını anlayabiliyordum, gözleyebiliyordum. Yani onlarla konuşmak istiyordum, onlarla vakit geçirmek istiyordum. Hani ben diyordum ya bir arayış içindeydim. Hemen hemen o arayışın yarısını yakalamış oldum sanki. Ben bunu gerçekten yaşadım. Ve sezon bitti, Antalya'ya geldim. Çünkü ben Alanya'da 4-5 sene kaldık fakat Antalya'ya çocuklar üniversiteye başlayınca Antalya'ya taşınmak zorunda kaldık. Sezon başladığı zaman gidiyordum, sezon bitince Antalya'ya tekrar dönüyordum. Ve bir gün Antalya'ya döndüğümde kız kardeşlerimle böyle bir tartışma halindeyiz ki yani telefonlarda tartışmalarımız. Ben haklıyken bir konuda haksız duruma düştüm. Çok ağladım. O süre içinde benim eşim de Alanya'dan iflaz etti. O da Antalya'ya geldi. Al Antalya'da yine bir iş yeri açtı ama onu da yapamadı kapattı. Adana'ya mahsus şırdan vardır. Şırdan satmaya başladı. Tantuni ekmek arası, ciğer ekmek arası satmaya başladı. Yani seyyar çalışıyordu. Ben tekrar şeye döneyim. İşte gece çalışıyor eşim ve ben ağlıyorum. Kız kardeşlerle tartışmışım. Ve uyku uyumama arası, yani ikisinin ortası, anında yatak odama bir ışık bütlesi düştü. Her yer bembeyaz böyle ışıl ışıl böyle ışıldıyor her yer. [00:08:14] Speaker B: Şöyle bir baktım kapanın üstünde İsa Mesih 12 Havarisi ile bembeyaz atın üstünde beni izliyor İsa. Konuşmuyor ama diyor ki bana ağlama ben seni seviyorum dedi İsa. Neye uğradığımı şaşırdım. Şok oldum ve güle güle göğe yükseldiler. Böyle atın üstüne göğe yükseldiler. Yatakta bir fırladım kalktım. Benim kız kardeşim İrlandalı ile evli. [00:08:42] Speaker A: Robert'la. Onlar sağcıktalar şu an. Onlarla konuştum. Daha doğrusu onlar çok geç yatıyorlar. Saat 3-3 civarlarında. [00:08:51] Speaker B: Aradım. [00:08:52] Speaker A: Kız kardeşim arıyor. [00:08:52] Speaker B: Telefonun ne oldu diye. Dedim ki... Robert'a verdim telefonu. [00:08:57] Speaker A: Robert'a dedim ki Robert dedim İsa Mesih [00:09:00] Speaker B: böyle böyle İsa'yı gördüm dedim. Aa Sibel İsa demek dedi sana dedi dokunmuş dedi onu tanımanı istiyor dedi ona iman etmeni istiyor dedi ve uyudum. Ertesi gün oldu saat sekiz dokuz dokuz buçuk civarlarında telefonum çaldı efendim dedim. [00:09:18] Speaker A: Merhaba dedi. [00:09:19] Speaker B: Ben Antalya İncil Kilisesi'nden bir sen dedi. Sibel Hanım'la mı görüşüyoruz dedi. Evet dedim. [00:09:25] Speaker A: Dedi ki Sibel Hanım dedi, bizim dedi Paskalya etkinliğimiz var. İsa Mesih'in doğuş bayramını kutluyoruz dedi. Ya seni davet etsek gelir misin dedi. Tabii ki gelirim dedim. Ve o kadar heyecanlıyım ki yani içim içime sığmıyor. [00:09:40] Speaker B: Mutlulukla uçuyorum. [00:09:42] Speaker A: Neyse yeri tarif ettiler. Saati söyledi. Ben gittim. O süre içinde de bizim kilisede bir Selma ablamız vardı. Selma abla da Rabb'e dua etmiş. Demiş ki Rabb benim karşıma müjdeyi verecek birisini çıkar demiş. ben tam böyle otelin içine giriş yaptım o da salonun içine girdim ve o da ayağa kalkmış bana bakıyor ben de [00:10:04] Speaker B: ona bakıyorum göz göze geldik ben ona doğru ilerliyorum o da bana doğru bakıyor [00:10:09] Speaker A: beni yanına al dedi ki misafir misin dedi misafirim dedim gel yanıma otur dedi etkinlikler başladı yani kilise korosu ilahiler falan söylüyor orada işte bir tane pastor çıkmış [00:10:21] Speaker B: konuşmalar yapıyor şimdiki bizim ramazan pastor Neyse [00:10:27] Speaker A: iki saat içinde Selma abla bana müjdeyi verdi. Anlatıyor, anlatıyor, bir şeyler anlattı, anlattı. Çok duygulandım, çok hoşuma gitti. Dedi ki sen nerede oturuyorsun? Dedim ben Bahçeli Evler Deniz Mahallesi'nde oturuyorum. Ya dedi kale içi kilise sana yakın, oraya gelir misin? Tamam dedim. Kale içi kilisesine gittim ve orada Yine Ramazan pastör vaaz veriyor, o kadar güzel [00:10:50] Speaker B: vaaz veriyor ki tüylerim ürperdi ayaklarımda ağlamaya başladım ve içimde dedim ki Rab dedim İsa Mesih ben sana iman ediyorum dedim içimde dedim ona. [00:11:00] Speaker A: Neyse bitmedi. Haluk kardeşle oturduk, sohbet ettik. İsa Mesih'e iman ettim. 35 sene sigara içiyordum ve bir hafta sonra sigarayı bıraktım. [00:11:12] Speaker B: Hem de günde 2-3 paket içiyordum, sigarayı bıraktım. [00:11:16] Speaker A: Hayatım böyle devam etmeye başladı. Rabbin sözü, hayatımda egemen olsun diye Rabbin sözünü öğrenebilmek için Hep bir araştırmalara girdim. Koroya girdim. Bazı işte ufak tefek dersler var. Onları görmeye başladım. Ve gün geçtikçe Rabbin sözü benim hayatımda tamamen çıkmaz oldu. Ve Rabbin sözünü hayatıma aldım. Benim bu süre içinde arkadaşlarım olsun, ailem olsun, benim İsa Mesih'e iman etmemden dolayı çok rahatsızlık duydular. Örneğin kız arkadaşlarım beni sosyal medyalarında engellediler, beni çıkardılar ve bana işte tövbe et Sibel, Sibel tövbe et, Sibel domuz yedin mi gibi sözler bana kullanmaya başladılar. Benim ailem, bizim ailemizin yüz karasısın sen. İşte sen ne bileyim ben Amerikan filmlerine bakarak özentilik yapıyorsun. İşte o yüzden Hristiyan oldun gibisine sözler konuşmaya başladılar. Tabii ki bu beni çok yaralıyordu. Çok üzülüyordum. Hep onlar için de dua ediyordum. Kardeşlerim için dua ediyordum. Ve benim destekçim Mehmet'ti biliyor musunuz? Mehmet ve Ozan'la eylemdi. Oğlum kızım bana çok destek oldular. Çok kişiyi susturdular. Çok kişinin önüne geçtiler. Siz benim anneme karışamazsınız veya eşim siz benim eşime karışamazsınız. O özgürdür, dilediğine inanır. Dilediğine inanır diye gerçekten çok kişiyi durdurdular yani bu konuda. Neyse, yıllar yılları kovalamaya başladı. Eşim rahatsız oldu. Hastalanmaya başladı Mehmet. Mehmet'in rahatsızlığı gerçekten bizi çok etkiledi. Çok trambalı bir rahatsızlık vardı Mehmet'te. Sürekli kanaması oluyordu Mehmet'in. Sürekli ambulans evimize geliyordu, Mehmet'i alıyordu, hastaneye götürüyordu. Hastanede yoğun bakımda bir hafta on gün kalıyordu. geri tekrar eve geliyordu. O süre içinde bizim kilisemizdeki pastörlerimiz sürekli evimize gelirler. Mehmet için dua ederlerdi. Mehmet'le konuşmak isterlerdi. O çok severdi pastörlerimizi. Özellikle de Metin Pastör'ü çok severdi. Metin'i çağır da Sibel bir gelsin ya derdi. Gelsin biraz muhabbet edelim derdi Metin Pastör için. Kardeşler gelirdi. Kilisedeki kız kardeşler falan gelir giderlerdi. Ve Mehmet'e müjdeyi vermeye çalışırlardı. Ve Mehmet her seferinde, ya ben cezaevine girdim, işkence gördüm, yaş hücrelerde kaldım, çok büyük acılar çektim. Ben istedim ki yani insanlar eşit olsun, hiç kimse aç kalmasın, herkes eşit olsun istedim. Ben vatan haini değildim ki. İsa neredeydi diyordu sürekli. Ağlayarak bunu söylüyordu. Tabii ki kardeşler bir şeyler anlatmaya çalışıyorlardı. Ama ı ıh. Mehmet asla ikna olmuyordu. Neyse bir gün Mehmet'le oturuyoruz. Yine yoğun bakımda yattı çıktı. Doktorlar işte 99.9 ölür diye Ramazan Pastöre dediler. Bunları alın eve götürün. Hatta uzaktaki akrabalarını alıp getirin. Gelsin son kez görsünler. Mehmet'i dendi yani doktorlar. Ramazan Pastöre öyle söyledi. Hastanede kardeşler dua ediyorlardı. Mehmet'in birazcık kendini iyi hissetmesi için. Ve Mehmet daha iyi hissediyordu kendini. eve geliyordu. Güzel vakitler geçiriyorduk Mehmet'le. Bir gün telefonum çaldı. Telefonda Figen kardeş. Dedi ki Sibel abla telefon operasını açar mısın dedi. Mehmet abiyle konuşmak istiyorum dedi ki Figen Mehmet'i hiç tanımaz, görmemişti yani. Açtım ben. Figen ağlayarak Mehmet abi Kapıyı açar mısın? İsa Mesih seni kapının önünde bekliyor. Lütfen kapıyı aç içeri girsin diye yalvarıyor Mehmet'e ve Mehmet şok oldu. Mehmet ağlıyor, Figen ağlıyor. İkisi birbirlerine ağlıyorlar. Neyse kapattı o telefonu. Aradan biraz yarım saat, bir saat geçti. Tekrar telefonum çaldı. Selma abla. Oğlunun mezarına gitmiş. Mezarına giderken Rab onun yüreğine beni sokmuş hemen. O an ben aklına gelmişim. Eşine demiş ki Mehmet kenara çeker misin arabayı demiş. Sibel'i bir arayacağım. Beni aradı. Sibel bir dua etmek istiyorum dedi. Mehmet abi ne yapıyor iyi mi dedim. Böyle böyle Figen aradı dedim. Figen'le konuştu. Ben benim oğlumun kitap yazdım dedi. Onda bazı paragraflar göndereceğim dedi. Mehmet abiye okur musun dedi. Tabii ki okurum dedim. Neyse Selma Abla yolladı. Ben sürekli o yolluyu ben okuyorum. O yolluyu ben okuyorum. Ve Mehmet gözyaşlarını silerek dedi ki ya Sibel dedi ya ben bir yatayım dedi. Bir İsa'yla konuşayım dedi. Ondan sonra dedi sabahleyin seninle konuşuruz dedi. Şimdi bir yatayım ben dedi. Tamam Mehmet dedi. Mehmet yattı. Ben de unuttum dünkü olanları. Mutfağa geçtim şarkı türkü söyleyerek de kahvaltı hazırlıyorum Mehmet'le kendime. Sibel dedi her şeyi bırak bir gelir misin seninle konuşmam lazım dedi. Tamam dedim. Gittim yanına. Televizyonu aç dedi ama bir belgesel aç dedi. Tamam belgeseli açtım yürüt yürüt yürütüyorum o arada dur dedi. Yem yeşil bir alan. Hiç kimse yok. İşte Sibel dedi, aynen böyle bir yerdeyim ben dedi. Buranın ortasında bir tane ev var dedi. İsa Mesih bana dedi, diyor ki Mehmet parmağıyla gösterdi o ev senin evin. Ben ağlamaya başladım. [00:16:38] Speaker B: Dedim ki Mehmet, Rab seni cennetine almış. Sen ona iman etmeni istiyorsun. Cennetine almış işte Rab seni dedi. [00:16:47] Speaker A: Mehmet bana sürekli bu sefer hani karşı çıkıyordu. İstemiyordu, inanmıyordu. Ben işkence çekerken Rabb'i neredeydi bilmem şüphe eden Mehmet. Ya Sibel, YouTube'da bu Ramazangil'in, Metingil'in vaazları var mı? He var. Açsana bir dinleyeyim hele şunları. [00:17:03] Speaker B: Ben Metin Pastör'ü açıyorum, Ramazan Pastör'ü açıyorum, Özgür'ü açıyorum. [00:17:09] Speaker A: Onların bazılarını dinletiyorum sürekli Mehmet'e. Öyle çok hoşuna gidiyor. Dedi ki şey dedi kutsal kitapta dedi birazcık bir şeyler okusana bana İncil'de dedi. Tamam dedim. Mehmet sana birini okuyacağım ki bir ayet okuyacağım ney dedi. [00:17:24] Speaker B: 23. mezmun Rab çobanımdır eksiğim olmaz beni yemyeşil çayırlara götürür. Sakin suyların kıyısında kendinde geçiyor. gözünü yumarak böyle dinliyor, hoşuna gidiyordu. [00:17:36] Speaker A: Bu böyle devam etti. Ve Hristiyanlara karşı daha doğrusu değişmeye başladı. Düşünceler değişmeye başladı. Mehmet hastanede yatmaya başladı. Son ölmeden işte iki ay hastanedeydi. Ve ben ona çocuklar gibi bakıyordum. Kendi evladım, yavrummuş gibi bakıyordum. Çünkü onun bana gerçekten ihtiyacı vardı. Kendi ihtiyaçlarını gideremiyordu. Sürekli yatar durumdaydı. Bir gün kilisemizde Bir dakika arkadaş geldiler. Ayşe ile bir arkadaş daha geldi. Mehmet ile sohbet etmeye başladılar. Orası iki kişilik oda olduğu için başka hastalar, refakatçiler rahatsız olmasın diye ben bir arkadaşı aldım koridora çıkardım. Ayşe ile Mehmet kaldı. Ve koridorda biz sohbet ederken arkadaşla Ayşe beni aradı. Dedi ki Sibel gelir misin dedi. Mehmet abinin odasına dedi. Ne oldu dedim. [00:18:27] Speaker B: Mehmet abi İsa Mesih'e iman etti dedi. Tabii ki şok oldum. Beynimden vurulmuşa döndüm. [00:18:33] Speaker A: Yani şok oldum. Böyle bir şey olamaz yani. Mehmet iman etti İsa Mesih'e. Gittim baktım Mehmet ağlıyor. Çok duygusal. [00:18:42] Speaker B: Mehmet dedim sen iman mı ettin dedim. Ettim dedi gülerek. Hemen Ramazan pastörü aradım. [00:18:49] Speaker A: Ramazan pastörüm, Mehmet iman etti. Ramazan pastörü, çok sevindik, mutlu olduk. [00:18:55] Speaker B: Geliriz akşamleyin, bir dua ederiz Mehmet abiye. [00:18:59] Speaker A: Akşam oldu, onlar geldiler. Bir Mehmet için kahkaha, kıkık sohbetler ederek, pantana ederek dua ettiler, gittiler. Aradan biraz zaman geçti, bir hafta on gün falan geçti. Daha doğrusu Mehmet iman ettikten sonra Mehmet'e dedim ki, Mehmet dedim, sen dedim o kadar dedim yani altı yıldır, yedi yıldır dedim sürekli eliğin tersiyle itiyordun, ne oldu da dedim sen iman ettin? [00:19:25] Speaker B: Sibel dedi, İsa'yı sevmek dedi, sana bakıyorum da dedi, İsa'yı senin gözünde gördüm dedi. Sen bana ne kadar güzel bakıyorsun dedi. Benimle ne kadar güzel ilgileniyorsun dedi. Ama Mehmet sen dedim Rabbin çocuğusun ki dedim. Ben dedim seninle ilgilendikçe, ben seninle sana baktıkça onun o kadar çok hoşuna gidiyor ki dedim. Çünkü sen onun oğlusun dedim. Çok seviniyor Rabb dedim. Ben o yüzden iman ettim dedim. Yani dedi senin gözünde gördüm dedi. Demek ki dedi çok iyiymiş dedi İsa dedi ki sen çok güzel bakıyorsun bana dedi. [00:20:01] Speaker A: Bir hafta 10 gün sonra Metin Pastöre [00:20:03] Speaker B: onu baptis etti hastanede. [00:20:06] Speaker A: Eşim Mehmet'i kaybettim şu an o Rabbin yanında. Ben de onun yanına gideceğim, Rabbin yanına gideceğim. Ve bunun mutluluğu, bunun huzuru gerçekten bambaşka. Hayatı çok seviyorum, Tanrımı çok seviyorum. İyi ki benim Tanrım, iyi ki benim yüreğime dokundu. Çocuklarıma da dokunsun istiyorum Rabbimize İsa Mesih.

Other Episodes

Episode 22

November 04, 2025 00:16:37
Episode Cover

✝️ TANRI Senin Duanı Duyuyor mu?

Hayatta kendimize baktığımızda, bizi Tanrı'nın önünde kabul edilebilir kılan nedir? Yaptığımız iyilikleri sayarak mı ya da kendimizi başkalarıyla kıyaslayarak mı O'na yaklaşırız? Eski bir...

Listen

Episode 18

July 06, 2026 00:16:00
Episode Cover

İncil'de İsa Mesih ve Gelecek Üzerine Şaşırtıcı Soru-Cevap!

Bu videoda, Antalya İncil Kilisesi Pastörü Metin Özkaya, Matta kitabındaki kafa karışıklığı yaratan konular hakkında derinlemesine açıklamalar yaparak bizi aydınlatıyor. Aklımızdaki en büyük sorulardan...

Listen

Episode 9

June 15, 2026 00:02:54
Episode Cover

Büyü ve Büyücülük Nedir? - Büyücüler, Medyumlar, Üfürükçüler ve Falcılar (2. Bölüm)

Kutsal Kitap (Tevrat, Zebur ve İncil) Sözlüğü büyüyü “İnsanların fiziksel araçlar kullanarak bir ilahı, bilgi edinmek ya da bir şey yaptırmak amacıyla kontrol etme...

Listen