✝️ Zulme Rağmen İsa Mesih'e Bağlılık: Müzeyyen Akın'ın İlham Veren Hikayesi

Episode 18 November 12, 2025 00:27:17
✝️ Zulme Rağmen İsa Mesih'e Bağlılık: Müzeyyen Akın'ın İlham Veren Hikayesi
Hristiyanlık
✝️ Zulme Rağmen İsa Mesih'e Bağlılık: Müzeyyen Akın'ın İlham Veren Hikayesi

Nov 12 2025 | 00:27:17

/

Hosted By

Tiranus - Herkes Duyana Kadar

Show Notes

Konya'dan 85 yaşındaki Müzeyyen Akın'ın sarsıcı ve ilham verici hayat hikayesi. Bu bölümde, Müzeyyen Hanım'ın tutucu bir çevrede Hristiyanlığı keşfedişini, oğlunun ağır hastalığıyla mücadelesini ve İsa Mesih'e olan bağlılığı nedeniyle yaşadığı acı dolu tecrübeleri dinleyeceksiniz. Dövülme, iftiraya uğrama, ailesi ve dostları tarafından terk edilme gibi zorluklara rağmen Müzeyyen Akın'ın imanı, ona nasıl umut ve güç verdi? Onun hikayesi, sevginin, affetmenin ve Rab'be teslim olmanın gücüne dair eşsiz bir tanıklık sunuyor. Bu samimi anlatımla, ruhsal bir yolculuğun derinliklerine inin ve en karanlık anlarda bile imanın ışığını nasıl bulabileceğinizi keşfedin.

View Full Transcript

Episode Transcript

[00:00:00] Ben Müzeyyen Akın. Konyalıyım. 85 yaşını devirdim. Kiliselerin en yaşlısı benim. Ve hamdolsun İsa'yı buldum onca aralıktan sonra. Bunun için şükür ediyorum Tanrı'ya. Bir oğlum var. Oğlumun çektiği acılar sonunda İsa'ya geldim. Bu öyküyü anlatmak istiyorum aslında. Şöyle, ailen son derece tutucu bir Müslüman ve ben de o aile içinde büyüdüm. 12 yaşında kaçabak olarak bir öğretmenin yardımıyla Kovadis diye bir filme gittim. O filmde masum, hiç günahsız insanın çarmıha gerilişini gördüm. Ve sonra yapılan mucizeler, o mucizeler falan beni etkilemedi fakat o masum insanın çarmıha gerilişi, Tanrı oluşu. Beni çok etkiledi ve işte dedim Tanrım bu. Çünkü o zamana kadar daima şüphe içindeydim. Her zaman büyük eleştiriler yapardım bir de dayak yerdim. Çünkü Tanrı benim için can veren, benim yerime bütün acıları çeken, benim yerime ölen Tanrım bu olmalıydı ve İsa buydu. O güne sonra İsa'yı arar oldum. İçin için aradım ama bir türlü hani Konya gibi çok tutucu bir yerdi. Onu arayıp bulamadım. Zorunlu olarak çağın gelişine uydum. Hep yanlış yerlerde dolaştım durdum. Ta ki işten atıldım, evlendim. Ondan sonra çocuğum oldu. Çocuğum doğduğumdan beri hep rahatsızdı. Hep rahatsız, hep ateşlenirdi. En sonunda 6 yaşındayken çok büyük bir kriz. Bütün başlakları kanadı. Ve çok kötü bir durumda 6. kattan dizlerim bağ çözülmüş, dişlerim kenetlenmiş bir halde. Onu indirdim. Eksi 22 derece soğuktu Konya'da. Onu indirdim. Neyse hiçbir taksiye falan binemedim. Zarzar en sonunda tıp fakültesini acile verdik. Buzun içinde buz torbasına koydular. Önce üzerimdeki karnından ben yaralıyım zannettiler. Hasta olan ben zannettiler. Ama oğlumdan akan kanlar vücudumdaydı. Sonra onu buz sarıbasına aldılar. Buz sarıbasının içinde 45 derece ateşti. Her tarafa kanıyordu oğlumun. Kan içindeydi. Yüzü, gözü, her şey berbattı. Bütün vücut etrafı çekmişti. Neyse. Hastanede yattı. Onun yüzü harita gibiydi. Çok kötü durumdaydı. Kan tümden iltihap haline gelmişti. Ve ilk ileri derecede sarılık vardı. Übret yetmezliği, garajı eliplası, dalak bitti. Kısacası çocuğum can çekişiyordu. Ben de üzüntüden 39 kiloya indim. Dişlerim kırıldı, dişlerim kendiliğinden düştü. Bir kulağım sağır oldu. Yani bir evlat için çekilen acıyı ben anlıyorum ve Meryem'in Tanrı olmasına rağmen İsa Çarmıhta can verirken, İsa Çarmıhta işkence verirken çektiği acıyı anlıyorum. Kısacası, oğlum öylesine rahatsızdı ki, en sonunda kendilerine tıp paketiyse, kendi tahliyelerine inanamadı. Bana dediler ki, biz böyle bir insanın yaşaması mümkün değil. Al şu tipleri, İzmir laboratuvarına götür, orada tekrar tahliye eder dediler. Ama dedim ki, ben günlerdir açtım, ayakta duramıyordum. 39 kiloya inmiştim, boyum da 1.74'tü. Halime artık hayal edebilirsiniz. Neyse, başım öylesine dönüyordu ki tıp fakültesinden çıktım. Başımın dönmesinden, açlıktan, zayıflıktan, bitkinlikten yanlış yerde inmişim. Otobüste yanlış bir yerde inmişim. Kilisenin yakınlarında bir yerde inmişim. Daha 2-3 durak sonra gitmem lazımdı. Her neyse, oradan yavaş yavaş yürüyerek öbür durağı bulmaya çalıştım. Fakat kilise olduğunu biliyor muydum? Yoksa tesadüf müydü? Orasını tam net olarak hatırlayamıyorum. Sadece demir parmaklıklara asılı kaldığımı ve yere yığıldığımı biliyorum. Oradan iki tane rahibe çıktı. Akşam saat beşten sonraydı. İki rahibe çıktı. Beni içeriye aldılar. Mesela ben ağlayacak halim bile yoktu. O kadar berbatım ki. Beni odaya aldılar. Bana kahve ikram etmek istediler. Ama midem günlerdir aç olduğum için kahveye kabul etmedi. Durmadan perişan vaziyetteydim zaten. Dua ettiler. Dediler ki ne istiyorsun? Dedim ki çocuğum can çekişiyor. Hiçbir umut kalmadı. Böyle böyle. Bunları İzmir laboratuvarına götürüyorum. Yanlış yerde inmişim dedim. Düştüm bitkinlikten. ''Ne istiyorsun peki?'' dediler. Dedim ki ''Burası kilise, madem öyle bir dua etmek istiyorum.'' dedim. ''İsa'ya dua etmek istiyorum.'' dedim. Ama İsa'yı böyle İncil'e okumadım. Ta okuyup okumadığımı pek bilmiyorum. Hatırlayamıyorum. Yani bilmiyorum net olarak. Fakat içimde hep o. İçimde hep o. Sonra dediler ki ''Kilise kapandı, akşam oldu.'' Size dediler arka yoldan indirelim. Çünkü orası Gregorian kilisesiydi. Teşekkür ettim. Beni arka kapıdan kilisenin içine aldılar. Gitkinlikten ayakta duramıyordum. İkisi de koluma girdi ve ben çarmıhın önüne geldim. Orada İhsan'ın çarmıhının altına geldim. Orada hüngür hüngür ağlamaya başladım. Böylece gözümden akan yaşlar, taşlar ıslattı. En sonunda zaten göz pınarlarında korudum daha doğrusu. Orada babaya çok kötü şekilde isyan etmeye başladım. Küfür ettim hatta. Sen ne biçim babasın? Sen ne biçim babasın? Oğlunu çağırmaya geldin. Onun onca acı çekmesine izin verdin. Sen ne biçim babasın? Bak ben oğlumu sana vermeyeceğim. Kurban istiyorsun biliyorum ama 6 yaşındaki bir çocuk senin ne işine yarar? Bak hastalık hiçbir güzelliğe kalmadı. Ben dedim biraz bakaj yapayım. Şöyle güzelce süsleneyim. Kurban olarak beni al. Ne olur oğlumu serbest bırak. Lütfen oğluma kıyma. Lütfen oğlumu kurban olarak alma. Yalvarıyorum böyle. [00:05:41] Nereye nasıl yalvardım da bilmiyorum. Sen neden İsa'yı aldın? Neden İsa'nın öyle acı çekmesine izin verdin? Neden? Herkes kendi acısını kendisi çekseydi, böyle günahını çekseydi diye babaya söylüyorum böyle. Rahibeler orada durdular ve beni hiç yargılamadılar. Onlar sadece dua ediyorlardı, iki rahibe. Ve orada Meryem Ana'ya dua etmeye başladım. Meryem ana, Meryem ana, oğlun çarmıhdayken, kan içindeyken, her tarafı çürümüşken, sen o çarmıhın altında ne kadar acı çektin. Biliyorsun değil mi o acıyı? Sen biliyorsun Meryem ana, ne olur yardım et. Oğluna söyle, oğluna söyle, İsa'ya söyle, benim çocuğumun yaşamını sağlasın, lütfen. Böyle haykırıyorum. Dua etmeyi de bildiğim plan yok. Şu anda benim çocuğum da kan içinde. Hiçbir umut kalmadı. 6 yaşında. Ne anlar? Ben kurban olayım lütfen. Baba beni kurban olarak alsın. Süsleneyim, makyaj yapayım. Eskiden çok güzeldim. En güzel bendim. Konya'nın en güzeliydim. Tekrar süsleneyim de beni alsın kurban olarak. Bu çocuk bir işime yaramaz. Ben Tanrı'ya böyle sesleniyordum. Ve en sonunda Sana vermeyeceğim çocuğum. Sana vermeyeceğim. Sana vermeyeceğim diye haykırıyorum. Orada İsa'ya yardım et. İsa'ya yardım et. Çocuğuma lütfen yaşam ver. Her şeye razıyım. Çocuğuma yaşam ver diye haykırmaya başladım. Dediğim gibi dua etmeyi bilmem. İsyanla başka bir şey yok içimde. Ondan sonra ama gerçekten bütün olduğum yer gözyaşına boğuldu. Ve göz pınarlarım orada ağlamaktan kurudu maalesef. En sonunda şanlının altından çıktım. Rahibeler beni aldılar, yanlarına oturttular ve dediler ki, 7 gün sana bütün gece dua edeceğiz. Çocuğunun yaşaması için dua edeceğiz. O iki rahibe Sir Sophia, Sir Maria. [00:07:34] Bunlar Konya'da Gregorian Kilisesi'nin iki rahibesi. Bir tanrının melek olarak yeryüzüne, kanatlarına yolup attığı iki insan. O kadar güzel insanlardı. Bu rahibeler o kadar güzel insanlardı ki. Ben hastanede yatarken, oğlumun yanındayken tekrar evime geldiler. Evimde her taraf kan olduğu için o kanlar kurtlanmış, onları temizlediler. Gizli gizli geldiler, evimi temizlediler. Ve ben çocuğumun başındayım. Ve mürahibeler beni hiç bırakmadılar. Ama Konya öylesine tutucu bir yer ki. Kardeşimle çok tutucu, çok aşırı tutucu. Bunlar hastanede ve eve geldiği zaman benimle karşılaşmasınlar diye. Çünkü öldürecekler, rahibeleri falan öldüren tiplerden. Zaten onlar MHP'nin karşısındaydı, Gregorian Kilisesi. Her gün Taş atıyorlardı, oralara kuru sıkı yapıyorlardı, şişeler atıyorlardı, çöp atıyorlardı. Yani kısacası o rahiblere yaşam hakkı tanımıyorlardı. En sonunda çıktık eve geldik. Bu rahiblere beni hiç bırakmadılar. Dünyada böyle güzel insan görmedim. Ve bana zarar gelmesin diye kendilerini hiçe saydılar. Kapının önüne ayakkabı bırakıyordum, 6. kata tırmanırlardı. Eğer ayakkabı varsa kapıyı çalmazlar, geri dönerlerdi. Çünkü ailem yakındı, kardeşim eve geliyordu. [00:08:57] Kısacası onlar zarar görmemek için tekrar geri giderlerdi. Burayı hep ilgilendiler. Sonra ben onlara dedim ben İsa'cı olmak istiyorum. Çünkü ben doğduğumdan beri hep İsa'yı arıyorum. Senin bildiğin bileli. 13 yaşımdan beri. Fakat İsa'yı bulamadım. Fakat İsa'yı arıyorum. Ben İsa'cı olmak istiyorum. İsa'ya ait olmak istiyorum. Çünkü ben onu seviyorum sadece. Benim tanrım o. Ondan sonra dediler ki bizim böyle bir yetkimiz yok. Sonra İtalya'dan bir rahip mi birisi gelecekmiş onun yetkisi var dediler. O da beni imana getirmedi. İsevi yapmadı. Kısacası bir türlü İsa'yıma kavuşamadım. Zaten İncil'i okudum ama tam özümleyemedim daha doğrusu. O arada İncil'i okudum ama özümleyemedim. Her neyse oğlum hep hastaydı. Ondan sonra bir dizi ameliyat geçirdi, vesicayete geçirdi. En sonunda çocuğumu sırtladım İzmir'e geldim. İsa'yı aradım hep. İsa'ya geldim, bütün kiliseleri dolaştım. Hiç kimse beni Hristiyan yapmadı. Hiçbir kilise bana samimi görmedi. Neden olduğunu bilemiyorum. Ben İsa'cı olmak istiyorum, İsa'ya ait olmak istiyorum diyordum ama kimse beni dikkate almadı. En sonunda rahibeler, bu rahibeler beni hiç bırakmadılar. Devamlı mektuplaşıyorlardı. Bir gün mektup geldi. Dediler ki orada Amerikalı bir arkadaşımız var. Bizim gibi değil ama Hristiyan. O seninle ilgilenecek. O seni görecek. Fransız diye bir arkadaştı. Ben öyle sevindim. İşe falan gün gelecek. Seninle tanışacak dediler. O gelecek diye. Oğlum hep hasta zaten. Neler hazırladım. Öyle sofralar kurdum. Su börekleri, mantılar. Allah! [00:10:34] Yani İsa'ya ait insanlar gelecek diye kendimi kaybettim sevinçten. Neyse Fransız geldi. Dedim böyle böyle hep İsa'cı olmak istiyorum. Dedi ki ben de onun için geldim dedi. İsa'ya iman ediyor musun? Tabii ki iman ediyorum, tabii ki dedim onu arıyorum. Babaya iman ediyor musun? Öyle olması gerekiyorsa babaya da iman ediyorum dedim. Aynen böyle. Ama tam böyle bilinçli değil, sevinçle böyle bir kabullenmiş. Yeter ki İsa alsın, yeter ki İsa'ya ait olayım. Bunlar çok sevindi, böyle çok mutlu oldu. Bu kadar koşarak gelen, arayan bir insan zor bulunur. Ama benimki mektepli değil de alaylı bir yaklaşım, tam bilinçli bir yaklaşım değil. Sadece sevgi, sadece yürek. Neyse koşa koşa gittiler ki ben de tepede oturuyordum. Atatürk Mahallesi'nin tepesinde. Bak o yokuş çok zor. Araba falan da yok. İniş çıkış çok zor. Bir baktım bir saat sonra koşarak bunlar tekrar geri geldi. Hayrola dedim. Dediler kız sarığı kabul ediyor musun? Bilmiyorum ama neyse dedim. Onu kabul etmen gerekiyorsa onu da kabul ediyorum dedim. Yani benim imana gelişim böyle. Şöyle şunu da anlatmak istiyorum. Çok sevinç içindeydim. İsa'ya aitim, İsa'ya aitim diye. Kiliseden arkadaşlar geldiler ve dua etmek istediler. Karataş Kilisesi'nden. Ve kiliseye gitmeye başladım. Onlar dua etmek istediler. Geldiler, çok mutlu oldum. Orada Çiğdem diye bir arkadaşım vardı. Çok sevgili, güzel bir insandı. Dedik işte günahlarımızın bağışlanması için dua ediyordu. Ondan sonra ben orada yine okul alık ettim. Dedim ki benim hiç günahım falan yok. Her şeyimi kaybettim. Bütün kazanımlarımı, bütün şeylerimi kaybettim. İşimi kaybettim, yuvam dağıldı. Yine de dürüst bir şekilde çocuğuma bakmak istiyorum. Hasta bir çocuk. Her taraf hasta. Onun için benim ne günahım olabilir ki? Kimseye adetmedim, kimseye kötülük etmedim ki. Bir şeyden bir şey söylemedi. Ne mutlu sana Müzeyyen teyze dedi. Onlar gitti. Ama yine çok güzel, çok bereketli bir zaman geçirdim. Onlar gitti. Fakat birdenbire gerçekten kız sarhoğu almıştım. Tanrı benimleydi. Bana Tanrı öyle günahlarımı gösterdi ki, meğerse ben neymişim, meğerse ben pislik çukuruymuşum. Günahlarımı gösterdi. Ellerimi böyle kapattım yüzüme. Yüce Tanrım dedim, ben bu kadar kötü müydüm? Ben bu kadar günahlı mıydım? Ben kendi yüzüme bakamıyorum. Sen benim yüzüme nasıl baktın? Nasıl baktın? Çünkü içim dışım kin nefret dolu. İman etmişim ama bunlar var. [00:13:06] Ve Tanrı gerçekten orada yüreğime bir ses geldi. Ama sen benim kızımsın. İşte o gündür bu gündür gerçekten sadece Tanrı'ya ait olduğum için, O'nunla beraber olduğum için dünyadaki tek mutluluğum, tek sevincim Rab İsa Mesih ve İsa için dövüldüm. Yerlerde sürüklendim. Her türlü kötülük, her türlü pislik yapıldı. Ama herkes terk etti. Arkadaşlarım terk etti. İmanlar terk etti. Şimdi beni öldüreceklerdi. Ama İsa yine yanındaydı. Yüce Tanrım yine yanındaydı. O hep benimleydi ve ben O'na aitim. Çünkü ben O'na aşığım. 12 yaşımda aşık oldum. Gerçekten aşık oldum. Masumiyeti. Sonsuz temizlik, sonsuz güzellik ve bizim insanca yaşamamız için Çarmık'ta can verdi, Çarmık'ta en korkunç acıları çekti. Bizim için. Gerçekten o sonsuz güzellik, o hep benimde. Ben onun için şükrediyorum. Evet her şeyimi kaybettim, çok acı çektim gerçekten. [00:14:07] Sokaklarda da kaldım, her şey oldum. Komşular yüzüme tükürdü, çok acı çektim. Ama Rabbi benimleydi. Rabb dünyada, bu dünyada bir gün görmedi, hep acı içinde bizim acılarımızı hep yaşadı. Her türlü terk edilişimizi, fiziksel acılarımızı, ruhsal acılarımızı hep yaşadı ve ben ona aitim. Doğal olarak onunla özleşim ve Ona ortağım. Onun için acıları da yaşadım ben. Ama bunlardan şikayetçi değilim. Çünkü, vay dedim de, o güzellik, o zenginlik, o hazine benim de. Ve tek bir amacım var. Ölümden korkmuyorum. Benim cennetim sadece onun ayaklarının dibi. Onun ayaklarına sarılacağım. Onun için ölümden de korkmuyorum. Rabb benimle, O benimle ve ben O'na aitim. O'nun için şükrediyorum. Teşekkür ediyorum. Ve diliyorum ki Rabb evladı olan benim için çalmakta onca acıyı çekti. Diliyorum ki ben de insanları seviyorum ve sevdiklerime O'na iman etmesini istiyorum. Çünkü onların da kurtulmasını, Rabb'e ait olmalarını, sonuçsuz yaşama kavuşmalarını diliyorum. Gerçekten bu sevinci yaşamalarını diliyorum. Bunun için şükrediyorum, teşekkür ediyorum. Dünyadaki tek kazancım, tek sevgim Rabb-i İsa'nız. Başından şöyle bir olay geçti. 26 suçu olan, kiliseye gelip imanlı görünen ve her zaman kiliseden para koparmak isteyen insanlar vardı. Ama bu insanlar beni zannettiler ki benim param var, bir şeyim var, öyle bir şey zannediyorlardı. Her neyse. Devamlı kiliseye gelen, aslında imanı ekmeyen fakat imanlı gözüken suçlu üç insan vardı. Bunlar daha önce Colin diye bir arkadaşımız vardı. Çok iyi bir imanlıydı. Onun evine gittiler bir gece ve Colin'in boğazına bıçak dayayarak, yüzünü kanatarak bile ondan para istediler. Colin'in parası yok dedi. O da onu zaten harcardı. Neyse. Kısacası Colin'e işkence ettiler. Colin orada haykırmış. İsa yardım et, İsa yardım et diye. Çünkü Colin'in boğazına bıçağı dayamışlar. Evde gezdiriyorlarmış, para arıyorlarmış. Gecenin olmayan bir saatinde kapıcı gelmiş. Hiç olmayan bir saatte, olmayacak bir saatte. Ve kapıcı gelince bunlar kaçmışlar. Kısacası Colin kurtulmuş. O şekilde kurtulmuş. Bunlar 3-4 gün sonra işte bana geldiler. Ama 3-4 gün sonra bir süre sonra ben o zaman kulağım söylemiştim şeyde kulağım sağırlaşmıştı oğlumun acısıyla. Yukarıdan komşu dedi ki duymadığım için kapıyı duymamışım. Kapıyı çalmıyorum Zeyne Hanım dedi. Ben de kapıyı açınca bu üç kişi geldi ayakçıları da koydular işçiliğe giriverdiler. Yani kapıyı böyle şaşkınlıktan açıverdim daha doğrusu. İçeriye girdiler. Fakat hissettim yani bana katil geleceklerine falan. Dedim ki çay koydum. Çay koyayım dedim. Şuradan bir sivri alıp geleyim falan dedim. Dışarı çıkmama izin vermediler. En sonunda bana bir zehir içirdiler. Zehirmiş daha doğrusu uyutucu. Fakat benim kalbim hastaydı. Taşıkar değilim. Verilen zehir gibi şey. Bende aksi etki yaptı tam tersine. Uymam gerekirken gözlerim pal taşı gibi açıldı. Yere düştüm. Ondan sonra bunlar işte bu sefer beni korkutmak için kol ile yaptıklarını anlatmaya başladılar. İsa İsa diye yalvarıyordu ama İsa neredeydi dediler. Alay ettiler. Dedim ki orada gecenin olmayan bir saatinde kapıcı geldiyse olmayan saat 12 gibi bir saatte yani öyle bir saat geldiyse İsa Başkan nasıl gelecekti ve kurtulduysa nasıl gelecekti dedim. Nasıl gelecek? Bizi katil olmaktan onu da İsa uğruna ölmekten kurtardı. Bunu fark etmediniz mi dedim. Ondan sonra bunlar beni işte niye İsa'cı oldum falan diye alay etmeye başladılar. En sonunda o zehir gibi şeyi içirdiler beni. Ellerimi bağladılar. Ayaklarımı bağladılar. Banyonun küvetine su doldurdular. Beni oraya bağladılar. Suyun içinde. Ondan sonra oralara kadar su yüklediler. Dövdüler. İçirdikleri şeyden dolayı da buralarım kanadı. Kan akıyordu buralarından. Orada tabii yeri baygın gibiyim ama gözlerim açık. [00:18:15] Düşünün dövdüler. Sonra neden yapıyorsunuz bunu dedim. Sen suçunu bilir misin? Sen işsahçısın dediler. Aynen böyle suçlu olmuşum. Meğerse bunlar kendilerini hidayete ermiş, kabul ediyorlarmış. Böylece işkence ediyorlarmış. Kilisenin de yaşlısı ve zayıfı olduğum için bana etmeye başladılar. Daha önce yaşadığım çok korkunç bir olay vardı. Ağzım kan içinde, yalvarmaya başladım. Sonra bunlar evi soydular, telefonu kopardılar, her şeyi soydular ve gittiler. Gittikten bir saat sonra pek bilemiyorum, orasını anımsayamıyorum artık. Ben kendimi yalvarmaya başladım. İçimden dudaklarım hareket etmiyordu. Çünkü şoktaydım. Yalvarmaya başladım. Çünkü Aygaz'ın şeyini kaldırdılar. Aygaz'ın şeysi yakmaya kalktılar. Beni ve evi yakmak istediler. Kibrit bulamadılar. Evin her tarafı kibrit. Kibrit bulamadılar. Sonra bıçak aradılar. Bıçaklar nerede diye sordular. Bıçaklar her yerde bıçak var. Evde bıçak alınmaz olur mu? Bıçağı bulamadılar. Garip bir şey. Orada ben için için yalvarmaya başladım. Ondan sonra bıraktılar, gittiler. Evi soydular ve gittiler. Param olmadığı için alay ettiler. Cüzdanı buldular. Cüzdanına 500 liram bile para verdi. Yani şeyi kapanmayacağı kadar. Barkadaki hesabı. Sen utanmıyor musun dediler fakir olmaya. Bir de öyle dayak yedim. En sona gittiler. Gittiklerini hissettim zaten. Yani kabir çağırttılar gittiler. Ben orada yalvarmaya başladım. Ama ağzım kan içinde, bitkin vaziyetteyim, çok bitkinim. Yüce Tanrım dedim, bağlayayım her tarafını sucuk gibi bağlayayım. Yüce Tanrım dedim, oğlum şu anda üvey anne elinde. Gitti gelmedi. Yüce Rabbim oğlumun rahatsız olduğunu biliyorsun. Sana yalvarıyorum dedim. O ayaklar üzerine durana kadar bana yaşan sağda. Ve sen diyorsun ki kutsal kitabında, ''Sulardan geçerken boğulmayacaksın. Ateşten geçerken yanmayacaksın. Seni sağ elimle kurtaracağım.'' diyorsun Tanrım dedim. İşte Tanrım dedim. Yakmak için uğraştılar, yakamadılar. Suyun içine bağlayayım. Lütfen dedim, lütfen beni bu bağlarımdan azat et, beni kurtar. Çocuğuma ayaklar üzerine durana kadar, çocuğuma sahip çıkmama, sen yardım et. Ama bunları sözlü söylemiyorum. Ağzımda şaka halim falan yok. Ve çok garip bir şey. Misal, o bağları nasıl çözdüğünü bilemiyorum. Gerçekten bilmiyorum. Çünkü polisle inanmadım. O bağları ben nasıl çözdüm, nasıl ettim bilemiyorum. Ve ben gece saat bir miydi, iki miydi? Yani öyle bir şey oldu. Neyse su içinde çıplak, şubat ayı, berbat vaziyette. Dükkan sabaha kadar açıktı. Oraya kadar koştum. Ondan sonra onlar kapatmamışlardı gerçekten. Ondan sonra polise aradım, bilmem ne yaptım. Dükkan sahibi sağ olsun oturttu, eve getirdi tekrar. Su içindeyim ben, perişan vaziyetteyim. Sonra polis geldi, not aldı, bir şey aldı. Polis hiç ilgilenmedi, hiç ilgilenmedi. 2-3 gün sonra ne dedim, içtikleri bardağı götürdüm şeye. Lidro. Karakola götürdüm. İşte bu bardakla bana içirdiler diye. Manda devran, manda devran biz biliyoruz zaten dediler. Yani polise iş birliğinin içindeymiş bunlar. Polisin şeyiyle yapmışlar. Biz biliyoruz bunlar, manda devran dediler. İlgilenmediler. O sırada ben sevinmek istememiştim, aileme bildirmek istemedim fakat gazetelere menşet yaptılar. İşte bir var kadını, Adilönüz deyen kırmızı saçlı bir kadının resmine koymuşlar araya. O kadın için de üzülüyorum. İşte böyle böyle onların çocuklarını satacakmışım da çocuk ticareti yapıyormuşum ben. Onun için beni cezalandırmak istemişler. Hristiyan olduğum için değil, onun için cezalandırmak istemişler. O Akir gazetesi verdi. Böyle neler, çocuk taciri, bilmem ne. Öyle şeyler neler neler. En sonunda Konya'ya bir şekilde bu aileme duyuldu. İyilik etmek isterken kötülük eden bir polis tarafından aileme bu duyuruldu. Ondan sonra rahmetli kardeşim orada ben yardım istemiştim. Çok kötü durumdaydım çünkü. Bana kardeşim dedi ki keşke, nereden tanıyorsun o adamı dedi. Çünkü polis onlara benim Hristiyan olduğum, Hristiyan olduğum için çocuk ticareti yaptığımı bu şekilde şey etmişler. Nereden tanıyorsun? Kiliseden tanıyorum dedim. Keşke faizi olsaydın, keşke genel evinden tanısaydın onu dediler. Yani bu kadar kötüymüşüm. Bir ailem beni reddetti maalesef. Ailem reddetti. Sonra bunlar yakaladılar, şeytan. Nedir o? En sonunda el altından vicdanlı bir bayan polisle ben bu adamı yakalattım. Ondan sonra bunlar polislerin eşliğinde geldi. Affet beni abla dedi. Affet, affet. Tamam dedim. Orada konuştular falan. Polisler dediler, sen o ipten kurtulamazsın. Nasıl kurtuldun? Benim şeyden boğma ip. Normal ip değil. Boğma ipi kullandıkları. Dedim ki ben Tanrı'ya dua ettim. Gerçekten sahilinden kurtuldum. Böyle böyle söyledim ve Tanrı beni kurtardı dedim. Polis bana dedi ki, sen söyle o Tanrı'ya benim bir kumar borcum var. Onu da sevsin. Dedim ki, Tanrı bu tür şeylere karışmıyor. Kumar borcu katlanır senin dedim. Kısacası. Onlar ''Sen bundan nasıl kurtuldun?'' ''İşte böyle böyle tanrı ya Rabbim kurtuldun.'' derken o suçluyu getirdiler. Abla beni affet diye yalvarıyordu. Gerçekten affedecektim. ''Tanrı affediyorum.'' derken polis dedi ki ''Bu ipi nerede buldun?'' Çünkü bu özel bir ip, özel. Dediler ki ''Buradan aldık.'' ''Benim ipimle babamın ipi ne gezer?'' ''Biz buradan aldık bu ipi buradan.'' dediler. O zaman dedim ki ''Seni affetmiyorum.'' Tabii sonra kendi kendime affettim, o ayrı konu. Yani affet diye yalvarırken bile yalan söylüyorlardı, iftira atıyorlardı. Ve ailem tamamen reddetti. Yüzüme tükürüldü. Her şey yapıldı. Gazetelere manşet oldum. Rezil oldum. Oradan buradan, abla şu kadar çocuğum var. Kaça verirsin? Kaç lira verirsin? Kaça satarsın? Telefonu değiştirdim. Devamlı takip ediyordum. Bilmem ne yaptım. Ve bütün en acısı, bütün bu arkadaşların çoluklarını tehdit ediyordu. Çünkü çete bunlar. Tehdit ediyordu. Çoluklarınızı kaçıracağım. Tecavüz edeceğim. Bilmem ne yapacağım diye. Orada dua ederken şöyle de dua etmiştim. Hicret Enri'm dedim. Bunlar girdikleri yerde tecavüz ediyorlar, her şeyi yatıyorlar. Her şeyi yapsınlar. Beni parça parça esinler ama tecavüze izin verme. Çünkü sana tecavüz ediliyor. Buna dayanamam İsa'nım, Rabbim İsa'nım dedim. Ve gerçekten bana dokunmadılar. Dokunmadılar. Yaş baş önemli değil. Çünkü sapık sapıktır. Ben de kısacası bilmiyorum. İsa için çok çevirdim. Gayrı terk ettim. Gazetelere menşete oldum, şey ettim. Ve en acısı bütün arkadaşlarım dağıldı. İsa'nın çevresinde, tövbe İsa değilim, İsa'nın çevresinde nasıl çarmıha giderken herkes inkar etti, şey etti. O acıyı yaşadım ben. O acıyı yaşadım, terk edilmeyi. Bütün en imanlı görünen arkadaşlarım, hepsi gitti. Benimle ilişkilerini kestiler. Telefon ettim. Neden? Çünkü hep hastayım. Hep perişanım. Yerlerde sığınıyorum. Neden benimle konuşmuyorsunuz? Bir sürü bahane. Onlar daha önce çocuklarını tehdit ettiği için savcılığa dilekçe vermişlerdi. Başımıza bir şey gelmesin diye. Nasıl kumandan olarak beni verdiler, o bileşçileri de geri aldılar. Tek bir arkadaşım, Ayki diye bir arkadaşım, 8 gün sonraydı, 8 gün içinde banyoya giremiyordum, tuvalete falan giremiyordum, bir kutuya yapıyordum. O arkadaşım geldi, beni götürdü. Bir tek cesur, küçük bir şey. Singapurlu bir arkadaş, kolinin karısı. O, şöyle kesik herif, kolinin karısı. Beni evlerine götürdü, beni yıkadı ama diğerlerini hepsi terk etti. Başımıza bir şey gelmesin, bizim de başımıza gelmesin diye hepsi terk etti. Bu acıyı da yaşadım. Terk edilmişliğini biliyorum. Yücel ağabeyimin nasıl terk edilmişliğini biliyorum. Onun acılarını biliyorum. Bizim için çekti, bizim için terk edildi Yücel ağabeyim. Kutsal Rabbim! Rabbi İsa'm! Benim için çanımda can veren, insanlar tarafından terk edilen, dostları tarafından, milletleri tarafından terk edilen Yüce İsa'm! Senin önde saygıyla duruyorum. Senin yüceliğin önünde saygıyla duruyorum. Sana hamd ediyorum ve Sana yâ Rab, Sana tatlıyorum Yüce Tanrım. Beni kendinden ayırma. Sensiz soluk almama izin verme. Çünkü Sen Tanrımsın. Çünkü Sen hep benimdesin. Bütün acılarda, bütün itilmişlerde, bütün yalnızlıklarda, sokaklarda kaldığım zaman bir de sen benimleydin. Yüce Rabbim, iyi ki varsın. İyi ki benim çığlıklarıma, çağrışlarıma beni kabul ettin ya Rab. Bunun için sana şükrediyorum. Teşekkür ediyorum. Yüce Tanrım. Dedilerim ki, Anadolu halkı sana iman etsin. Sana yüceliğini görsün. Senin gerçeğini görsün. Karanlıktan sevilsin. Senin gerçeğini görsün. İman etsin. Varlığın için şükrediyorum. Baba sana hamd ediyorum. Yüce Baba hamd ediyorum. İsa'yı gönderdiğin için ve İsa'ya ait kıldığın için şükrediyorum. Teşekkür ediyorum. Senin kutsal adınla. Amin ya Rab.

Other Episodes

Episode 28

November 25, 2024 00:17:24
Episode Cover

Emanet Para Benzetmesi

Arkadaşlar merhaba! Bu podcastimizin konusu, İncil'de geçen "emanet para benzetmesi". Bu benzetme, Tanrı'nın insanlara verdiği yetenekler ve kaynaklar konusunda nasıl sorumlu olmaları gerektiği üzerinedir....

Listen

Episode 11

August 28, 2025 00:24:50
Episode Cover

Zorluklar Arasında Işığı Bulmak! Neden ve Nasıl Hristiyan Oldum?

Zorluklar Arasında Işığı Bulmak! Neden ve Nasıl Hristiyan Oldum?Eda Noyan için geçmiş, bakmaktan kaçındığı bir yerdi. Babasıyla yaşadığı zorluklar ve hissettiği değersizlik duygusu, hayatı...

Listen

Episode 4

June 10, 2024 00:08:30
Episode Cover

İsa Mesih’in Acımasız Köle Benzetmesi

İsa Mesih, Göklerin Egemenliği'ni açıklarken Acımasız Köle benzetmesini kullanır. Peki neden? Bunun üzerine Petrus İsa'ya gelip, “Ya Rab” dedi, “Kardeşim bana karşı kaç kez...

Listen